Ne, niçin, nerede, nasıl, kim? Ben, sen, o; şu değil, bu değil, diğeri de olabilir, şey niçin olmasın ki. Nasıl oluyor da, doğru ya!, boş ver, amaan salla ya! Çünkü, şundan dolayıdır ki, e tabi ki yani, ne bileyim, oluyor işte, neden olmasın ki, geç onu geç, hiç düşünmesen ya, sana mı kaldı, belki de, olur ya, ya da, zannedersem, halbuki, yine de, vay be, oluyor işte. Bilinmezler, bilinenler, biraz bilinenler, bilinildiği sanılanlar, asla bilinemeyenler, bilineceğinden umut kesilenler, hala bilinilmeyi bekleyenler, bilmeye gerek olmayanlar, yanlış bilinenler, doğru bilinildiği zannedilenler, bilinmeyenler, bilinilmesi anlam ifade etmeyenler, bilinse de olur bilinmese de, niye bileyim ki, bilinmese daha iyi olur.
Bu daha ne kadar sürer böyle. Sonsuza dek mi? Niye ki sonsuza dek aramak zorunda mıyız? Ya çok yakınımızdaysa. Belki de üstüne oturduğumuz taşı arıyor da olabiliriz. Hiçbir faydası olmayacaksa, an azından şimdiye kadar ki aramalarımız bizi herhangi bir sonuca ulaştırmamış, ulaştıramamışsa. Niye boşuna boşun peşinde koşalım ki?!
Biz muhteşemiz, biz aciziz, biz hiçiz, biz her şeyiz, biz ararız, biz buluruz, biz bulamayız, biz bıkmayız, biz sonuca ulaşacağız. Dur yoksa kestirme mi var? Birileri kestirmeden bahsediyor. Yok canım, ben bu yolu daha hızlı koşacağım, ve böylece sonuca ulaşacağım. Bir dakika şimdiye dek kimse sonuca ulaşamadı. Aha, birisi çok daha kestirme bir yoldan bahsediyor. Daha da kestirme. Yok canım inanmam, bu kadar kolay olmamalı. Öyle şey mi olur, yıldızlar arası gizli geçit de mi olur? Yok, çok saçma, akla uygun değil. Akıl ne ki? Akıl nereye kadar, kelebeğin kanadı onu atmosfere çıkaramaz diye, atmosfer yok mu? Kelebek kartalı algılayamıyor mu?
Çaba sarf etmek zorundayız, aramayı bitirmemeye çalışmalıyız. Falan filan….
Can sıkıntısı, kafa bozuntusu….
2002 10 08