Sanki kurtulmuşum gibi geliyor üzerimden atma yolunda zihni ızdıraplar çektiğim, başından beri aslında mantıksız bulduğum fakat hislerimin de etkisinde bulunduğum aptalca bir aşk hikayesinden (platonik love story).
Belki tam anlamıyla bu hissi tufanı üzerimden atamamış olabilirim, çünkü bugün de bakışımı anlık da olsa ondan tarafa çevirdim, ama bir şeyi (daha doğrusu bir çok şeyi) anlıyorum ki artık mantıklı davranışım, hissi yönelişimle başa baş cebelleşebiliyor. Mantıklı yanım belki tam anlamıyla duygusallığıma karşı mutlak galibiyet elde edebilmiş değil (zaten mantıklı olmak duygusallığı da reddetmemektir) ama ona karşı koşabiliyor. Belki bu durum başından beri vardı, yoksa direkt olarak mağlubiyeti kabul eder ve zaten mücadeleye girişmez, kendimi hissiyatın güven veren fakat aslında kendine çekip kollarının arasında kemikleri kıran dayanılmazlığına teslim ederdim ki, bu da belki şartlar beni bu aptal olayın içerisine itseydi olması büyük bir ihtimaldi.
Yine de halime şükredeyim ve şimdiden akıllanayım ki, ileride platonik olmayan bir olaya karşı daha mukavemetli olabileyim. Ya o da benim birkaç bakışıma sadece bakmakla değil de aynı zaman da diyalogla da karşılık verseydi o zaman ne yapabilirdim. O zaman da savaşabilir miydim. Yoksa aradığımı bulmanın verdiği mutlulukla zehirli bala hücum mu ederdim. Hem de balın zehirli olabileceğine hiç ihtimal vermeyi bırak, ihtimal diye bir kavram olabileceğini bile düşünebilir miydim?
Dünyada o kadar çok duygu bizleri sarıp sarmalamış ki, insan bu duygular denizinde ne yapacağını şaşırabiliyor, rotasını kaybedebiliyor, yanlış mevkilerde ilerlemeyi sonuca uçarak gitme şeklinde algılayabiliyor. Hisler belki karşılaştırılamayabilir ama belli ki, birbirinin yerine konabilecek alternatifler olabiliyor ve ikame edilebilecek daha iyi bir duygu ve duygusal ortam oluşturulabiliyor. Duygusal ortam oluşturulamasa bile en azından hisler kontrol altına alınıp, en azından kötü etkileri minimize edilebiliyor(dur).
Bir karşı cins belki şehvani duygular hesabına çok istenebiliyor. Bu istek hem de hiçbir şekilde sanki engellenemezmiş gibi kendini çaresizlik girdabına sokabiliyorsun. Belki de haklısındır, haklılık payın da var. Fakat, her zaman mücadele galibiyeti getirme yolunda pozitif etki yapar, galip getiremese bile yenilgiyi engeller, en kötü ihtimalle hezimeti önler ama mücadelesizlik beraberinde kokuşmuşluğu, kendini salıvermeyi, iplere hakim olamamayı getirir. Bunun daha da ilerisi kendini iplerin ucundaki bir kukla yapar. Bu noktada da zaten, artık zillet hakikat telakki edilir, gözler mahmurlaşır, beyin sarhoşluk bataklığında çırpınır. Çırpınamaz bile, bataklığı yalar, yutar bir de bataklığı över, batmışlığı bulutlarda gezmek zannettirir. Kendini bir uygun olmayan kişiye, belki uygunsuzluktan öte aptalca olan bir kişiye, belki daha da kötüsü senin için her iki dünya için de aşağılık veren zillet içiren bir saçma kimseye aşık hissetmek övünülen “büyük aşk” oluverir, bütün herkes de bu safsataya kutsallık atfeder de aşkın enginliğinden dem vurur.
Yaşanılan, ve fark edilen, fark edilebilen hayat bize daha üstün duyguları hediye eder tabi hediyeyi alabilene. Bir de bakarsın şehvani duygular, aşık olma ve aslında bir çok kimsenin bildiğinin de ötesinde aşk yanın da çok anlamsız ve ilkel bir duyguymuş. Bir de bakarsın aşık olduğun kişinin bir tebessümü, bir gülücüğü hele de sana karşı senin ona baktığın gibi bakması çok muazzam bir duygu imiş. Bu halet artık sevgiliyi karşı cins olmaktan çıkarır o artık cinsiyeti ile algılanmaz o artık cismaniyeti ile de düşünülmez. O artık bedeni aşkın bir kutlu ruhani olarak anlam ifade eder. Ama bir dakika, bundan daha büyük bir şeyler de olmasın! Şehvaniyetin karşı cinse olan aşk yanındaki basitliğini başka bir şeyler de bahsedilen aşka karşı hissettirmesin. Neler oluyor! Bundan daha büyük neler olabilir ki. Yoksa Allah aşkı mı? Hayır, o konumuzun dışında. Konumuzun içinde olup da bize mutluluk kazandıran daha pek çok duygularımız var.
15:50
2002 11 08