Kendimi o kadar çok güçsüz hissediyorum ki, tamamen suyun üstünde kendi yönünü tayin etmekten aciz bir sonbahar yaprağı gibiyim. Bilemiyorum, kendimi niçin büyük hedefler altında yıpratıyorum, bilemiyorum niçin küçük hedeflerle yetinmek istemiyorum ve bilemiyorum niçin büyük sorumlulukları hedef yapıp küçük yerim yüzünden kendimi usandırıyorum.
Bu yazıyı derdimi ortaya dökmek için yazmak için oturdum fakat yazıla giden cümleler bana daha çok reçete mahiyetinde şeyler olarak geldi. Asıl sorunumda işte bu zaten, hedefimi küçük koymak bile beni endişelendiriyor, korkuya sevk ediyor. Bu durum beni ne kadar korkutsa da artık neler yapabileceğimi düşünmenin ve elimin uzanabileceği yerleri kendime maksat yapmanın vakti geldi gibi.
Ama nasıl oluyorsa bunları yazmak bile beni ağlatmaya yetti…
Kendimi ne zannediyorum, kendimi niçin dev aynasında görüyorum. Neden bilmiyorum ama normal ile yetinmek istemiyorum, istediğime de ulaşabileceğimi zannetmiyorum yani her hâlukarda beni bekleyen sadece ızdırap..
Kendime büyük hedefler çizme ve bunlara ulaşamama korkusu yaşamaktan bıktım. Bir türlü kendim olamıyorum, bir türlü ortam ile uyuşamıyorum. Ben ortam kabullenemiyorum, ortam da beni dışlıyor ve kafamın içindekiler beni yalnız ve çileli yapıyor her ne kadar bazı zamanlar çok kalabalık ortamlar içinde yaşamış olsam da hatta bazı kalabalıklarda merkez olarak rol almış olsam da her zaman peşimi takip eden bir şeyler mutlaka oldu, hep bir şeylerin sıkıntısını yaşadım, hep kendi çapımda sorunlarla uğraştım, hep, hep..
Bir türlü istediğim ben olamıyorum. Her ne kadar bunları yazıyor olmak ağlamama neden oluyorsa da bunlar yazmam gereken gerçekler ve ben artık daha fazla, daha fazlanın peşinde olmak istemiyorum zira bu gidişatın biteceği yok ve bunu yapmak için bir sebep de yok. Daha fazla savrulmaya tahammül edemeyeceğim, normal olmalıyım. Ya da ne olacağımı tayin etme çabasına girmeyeyim, ne olacaksa olsun. Daha fazla zorlukla boğuşmak istemiyorum. Şu okulu bitirip kendime yeni belalar almayayım.
Ah. Yoruldum. Yaşadığım süreçten bunaldım ve bu süreç en az iki yıl daha sürecek gibi görünüyor.
Beynim çok dolu bu konuyla fakat yazmaya gelince aklımda bir şey kalmıyor. Bunun sıkıntısını hayatımın her parçasında hissediyorum, olaylar beni o yönde etkiliyor ve bunları içimde biriktiriyorum, belki bazen bir şeyle yazıyorum bilgisayara fakat onlar kalbimin ve beynimin derinliklerindeki duygulardan çok uzakta içimdeki fırtınaları yansıtmaktan çok uzak, kederimi bir miktar açığa çıkarabilen sade duygular oluyorlar.
Ben ağlamak istiyorum, kendimden geçercesine bağırarak ağlamak, ve bu suretle kafamı rahatlatmak, ama bir türlü ağlayamıyorum. Ah keşke birdenbire ağlayabilsem, ağlasam da hiç bir şekilde kafamdan silemediğim saçmalıklardan kurtulsam ve kafam rahat olsa. Ama nasıl oluyorsa kafamı bir türlü rahat bırakamıyorum. Her zaman nasıl becerebiliyorsam üzülecek bir şey bulabiliyorum.
Acaba bu yazılar çocukça hayalleri bir kenara bırakıp da realist düşünmeye başladığımın delili mi, acaba şimdiye kadar gazlı davranıp gerçeklerden kaçtım mı? Acaba gerçekler hayallerimden (film yönetmenliği, yazarlık..) uzaklaşmama mı neden olmaya başladı? Acaba kendimi rüzgarın kollarına bırakmak daha mı mantıklı, hem bazen aptalca davranmak mantıklı davranmaktan daha akıllıca olmuyor mu? Ve ben artık hayallerime ulaşma yolundaki yokuşlara çıkma mantıklılığını, kendi halimde kalma aptallığı ile değiştiriyorum. Artık dayanacak takatim kalmadı ve yetiştiğim çevre benim daha fazlasına çıkma düşüncesinden vazgeçirmek için fazlasıyla yeterli. O kadar uygun ortamlardan yetişen geri zekalılar, uygun olmayan ortamda yaşayanlar için yaşanan dünya ortamında zaten öndeler ve o geri zekalıların bir adımı benim atacağım adımın n katı. Bu da kazanma umudu olmayan yarıştan çekilmem için yeterli bir sebep.
Artık yarışma şansım olan yolda ilerleme fikri daha cazip. Üzülüyorum yarıştan çekildiğim için ama yarışa devam etmek çok aptalca duruyor, yarışı kazanmam ancak mucize ile olur ve eğer mucize olacaksa o mucize çıktığım yarışı birinci bitirmeme de kafi olur zaten.
2002 08 30