Pes etme ve aklını elden bırakma. Ve ne olur bir şeyler yap. Karşı koy, dua et. Yalvar yakar, bu saçmalığa prim verme. Abaza herif. Yo yo bundan değil. Başka hiç kimse umurumda değil. Sadece o umurumda. Bunun şehvani hayvanilikle alakası olmamalı. Öyleyse ne?
- - ah bilemiyorum gözleri, tüm sihir gözlerinde olmalı.
- - Ama nasıl olur? Çok da müthiş gözleri olduğu söylenemez. Ayrıca o gözler bir çok erkeğe ilişen yosma gözler.
- - Peki ne öyleyse? Hadi aslanım bu olayın üstesinden gel. Benim bazı duygular hususunda problemlerim var.
- - İyi de benden beter o kadar insan da niçin yok?
- - Herkes senin gibi o’ğlum. Kimse çaktırmıyor.
- - Hayır herkes benim gibi falan değil. Çok az kişi benim gibidir. Ve ben bu fasit daireyi ya onunla konuşarak halledeceğim ya da küçüklüğümden beri “nasıl olsa bir gün bitecek” mantığı ile çözebilirim. Aman Allah’ım ne kadar da içinden çıkılmaz bir şey. Kesinlikle engel olmakta zorluk çekiyorum. Ah o ne duruş!
Tek kelimeyle saçmalık. Bu ne ya? Bu nedir böyle? Olamaz böyle bir şey. Sanki beni bir el kumanda ediyor. Kendi düşündüklerimi yapamıyorum da onun, o gizli elin istediklerini yapmak zorundayım. Çı, çı, çı. Bu böyle sürmemeli.
- - Bilemiyorum. Bu benim geçmişimde mi gizli acaba? Halen de kendimi tipsiz olarak nitelendiriyor, kimsenin beni beğenebileceğine ihtimal vermiyorum. Birilerinin beni beğenip beğenmemesini umursamıyorum ama daha derinden aslında beğenilmek istediğimi hissediyorum. İyi de biri beni beğense ne, beğenmese ne? Hem bu durumun bu olayla ilgisi ne? Psiko-selfo-manyo hastası oldum. Neyse, nasıl olsa bir gün hepsi geçecek.
17:30, … kuiz sınavı esnası, 26-12-2002
Niye hala bu salaklıkla uğraşıyorum? Niçin hala aynı geri zekalılıkları yazmaya devam ediyorum? Niçin her geçen zaman kendimi aşağıladığım bu aptal kelimeleri dökmeye devam ediyorum?
Tamam, duygusallık ve erkek olmanın verdiği (androjen) hormonsal ve psikolojik denge çeşitli giderilmemiş ihtiyaçlarımla birleşip beni zor durumda bırakıyor. Bu güzel yaratık da öyle ya da böyle katalizör görevi görüyor. Ben belki onun gözlerini değil de benim gözlerime bakmasını ve bu bakışında gözbebeğiyle bana gülümseyen bir bakışa aşığım. Tabi her bakan aynı etkiyi yapamaz. Bu etkinin yerine gelmesi için gene tatmin olmayı bekleyen mükemmeliyetçi kişiliğim, bana göre çok güzel gelen belki de binde birlik dilimdeki en güzel gözlerden birisi ile bakışmak istiyor. Yoksa yedi kocalı Hürmüz gibi bir kişiye bu kadar ilgi duymam tam anlamıyla bir hezeyan.
Eee, şimdi ne yapacaz? Yedi kocalı Hürmüz olmayan, frekansı bana uyan bakışları büyüleyici bir canan mı arayacağız? Bu da olmayacağına göre bu işin sıkıntısını çekerek tepkimi etkisizleştireceğim ve bekleyeceğim.
Kimi? Bir olmayanı, olsa da mantıken birkaç yıl ortaya çıkması mümkün olmayanı. Bir gün hiç ummadık bir şekilde karşıma çıkacak ve “bu o” diyeceğim, o da benim için “o, bu” diyecek kişiyi beklemeye koyulacağım. Ama ummadık bir şekilde olması, beklememem gerektiğini gerektiriyor. Yani hepsini boşver.
İçinde bulunduğun halin zevkini çıkar. Acıdan zevk al. Çaresizliğin seni güçlendirsin. Tırmanmanın zorluğunu içine çek, içine çek ki daha da yukarı tırman. Tırman, tırman ve ten mezbelesini aş. Öyle bir seviyeye ulaş ki, cismaniyetin bugün acısını çektiğin şeylerin dışında, üzerinde olsun. Dönüp geriye baktığında gerçekten ne kadar aptal olduğunu daha da anla ama kendini de mücadeleyi elden bırakmadığın en azından düşman adına savaşmadığın için tebrik etmeyi unutma. Şükretmeyi de unutma çekmek zorunda olduğun ızdırap verici haletler seni her defasında hareketli kılarak durgunluğun kokuşmuşluğuna terk etmedi ve derine sürtünen her diken, tenini yakan her yalaz seni daha da sağlamlaştırdı.
Acıyı sev ve savaşmaya devam et. Sıradaki zorluğu dört gözle bekle. Her zorluğun ardında onu yenmenin verdiği hazzı yaşa.
Ülen gören de diyecek adam ne ile uğraşıyor da muzaffer olmuş. Tabi laf söylemek kolay, gevezelik yapmak da zaten edebiyat sayılıyor. O’ğlum sen kafayı gerçekten yemiş olmalısın. Tam bir psikolojik vakasın. Sen aptalın tekisin. Sen kendi kendine konuşan (aklıma bir şey gelmedi)…
Sonuç; sırtımı sandalyeye dayayıp gerildim, karanlıkta monitörün ışığında zor seçilen kitaplığa bakan gözlerimin önüne o geldi.
Allah’ııım. Allah’ııım.
Gerçekten kafayı yedim. Bakırköy’de tek başıma kalabileceğim bir yer vardır herhalde.
2002 12 27