Seni ilk kez binanın birinci katındaki sınıflardan birinin önünde görmüştüm. Merdivenden inerken hemen sağda ilk kapının önünde sen vardın.
Keşke hiç görmeseydim.
Bu ilk görüşte hemen de “Ne kadar da güzel!” sözünün beynimdeki çağrışımı kafatasımın içindeki loblarda yankılandı.
Bu ilk görüşte ayağın ile dizin arası açıktı. O açık kısımda çok güzeldi. Ama ben o kısmın hiç görünmemesini tercih ederdim. Çünkü benim görebildiğim kısmı daha bir sürü kişi, özellikle de hayvanımsı kişiler de görebilirdi. Herneyse.
O gün seni pek de önemsemedim çünkü daha bir sürü güzel kız olabilir. Ve her güzel kıza dikkat edecek kadar da hayvan değilim. Daha da doğrusu karşımdaki dünyanın en güzel kızı da olsa bundan bana ne! Bu asla beni ilgilendirmez.
Fakat daha sonra seni yine sınıf kapılarında gördüm. Ve bir şeyi de fark ettim. Herkes oturup hocanın gelmesini beklerken genel olarak senin aptal aptal kapı önünde dikeldiğin dikkatimi çekti. Tabi koridorda ilerlerken zaman zaman seni yine görebiliyordum. Bir de kantin taraflarında. Ama yine de sen benim için herhangi biri idin.
Ve geçen günler…
Ve birgün.
İşte o gün. Yani aynı dersi aldığımız ve aynı sınıfta olduğumuz gün. Önce biraz öncesine gidelim. Seni bu sefer daha da yakından görüyordum. Bu da sadece koridorda gördüğüm herhangi birisinin benimle aynı sınıfta olması idi.
Sınıfta dikkatimi pek kimse çekmezdi. Kendi kendime en güzel bir iki kişiyi değerlendirirdim ama hiçbirisi anlamlı bir durum oluşturmuyordu.
Peki ya sen! Evet sen. O gün..
O gün seninle benim aramda garip bir şey oldu. Gözlerimiz. Gözlerimiz birbirleriyle karşı karşıya geldi. Evet işte göz gözeyiz. Ve gittikçe bir helezon boyunca uçarak ilerliyorum.
Peki ama sanki kimse ile göz göze gelmedim mi? Geldim ama bu sefer farklı bir şey oldu. Gözlerimizin çarpışması kalbimin bulunduğu yerlerde bir şimşek çaktırdı. Hissettim. Bu olsa olsa bir hormondur. O gözlerin kesişimi yüreğimin dibinde bir şeyleri salındırdı.
Gözlerim. Daha fazla dayanamadım.
Gözlerimi önce ben çektim. Keşke çekmeseydim.
İyi ki çektim.
Bir dakika. Ben kimseye aşık olmak istemiyorum. Hem sen de kimsin? Benim saf bakir duygularıma layık mısın? Hiç zannetmiyorum. Ama yine de aklıma gelip duruyorsun.
Haayırr! Aklıma gelmeni istemiyorum. Aşık olmak istemiyorum. Aptal aşıklardan biri olmak istemiyorum. Hele platonik aşık. Aman Allah’ım! Bu kadar salak asla olmamalıyım. Senden kurtulmalıyım.
Senden kurtulmak için bugüne dek bir sürü strateji geliştirdim. Kendimce çeşitli çabalar sarfettim. Tüm uğraşlarım sadece kafamın allak bullak olmasına yaradı.
Senle benim asla denk olmadığımı düşündüm. Hâlen de öyle düşünüyorum. Seninle benim denk olmamız için hiç bir neden yok. Sen farklı bir karakter, ben ise değişik bir kişiliğim. Hem benimle geçinebilecek birilerinin olabileceğini zannetmiyorum ki, olsa da bu kişinin sen olma ihtimalin daha da zor. Hiç tanımadığım sadece kendisine büyülendiğim bir kişi ile aynı frekansta olabilir miyiz?
Hiç zannetmiyorum.
Senin ile farklı dünyaların insanlarıyız. Değer yargılarımız kesinlikle çok farklı. Benim hiç kız arkadaşım yok. Bu gayet doğal. Senin de görebildiğim kadarıyla pek kız arkadaşın yok. Seni hep bazı erkeklerle görüyorum. İşte bu çok garip. Bir kız(!)ın nasıl bu kadar erkek arkadaşı olabiliyor. Bunu nasıl iyiye yorabilirim ya da kötüye yormayabilirim. Yok yok bunu iyiye yorabilmek mümkün değil.
Bir sürü de zıtlıkların olabileceği de ayrıca bir olumsuzluk. Zengin&fakir, çalışkan&tembel (ders açısından) gibi zıt şeylerin yanında çok farklı kültürlerde büyümüş, değişik hayallerin sahibi tamamen zıt yaşam tarzları taşıyan bir beyaz ve bir karayız.
Durum bir çırpıda 3-0 oluverdi.
Vay be! Bunca şeyi saydıktan sonra aşk ya da platonik aşk denen şeyde de farkedilebilir bir soğukluk ve düşüş hissettim gibi..
Anlayamadığım nokta ise seni gördüğüm anda her şey değişiveriyor. Gözlerindeki hüzünlümsü güzellik yüreğimi yakıyor. Beynim aniden uyuşuyor. Hislerim birdenbire farklılaşıyor. Aniden bir çekim alanına girmiş gibi oluyorum. Gizli bir güç birden sana doğru duygularımı akıtıyor. Hiç bir şey düşünemiyorum. Aklım karışıyor. Kendimi kaybediyorum.
Yüzünün kıvrımları. Ağzın, burnun, dudakların, çenen yani sen. Senin de diğer insanlar gibi iki elli, iki kulaklı, çift ayaklı, çift gözlü, burunlu olmana rağmen nasıl oluyorsa görünmeyen bir çekim kuvveti seni faklı kılıyor.
Senin sadece yeryüzünde bulunuyor olman bile büyülü bir hisse kapılmama neden oluyor. Bir türlü engel olamıyorum. Gücüm yetmiyor. Göz kapaklarımı bile oynatamayacak hâle geliyorum.
Seni sadece görmem bile durumu 3-5 yapıyor.
2002 08