İrademin kavgasını vermeliyim, benim üzerime düşen, yapmam gereken birinci vazife bu ve bu kavgayı kazanmam lazım. Ama bir gerçek var ki bu kavgayı hiç bir zaman kazandım, artık bitti denen türden bir kavga değil, kesinlikle. Ve bu kavga her zaman kendini Şeytan ve avanelerine, ve şeytana uymak için bahane arayan nefsime, şeytandan daha tehlikeli olan kendi nefsime karşı savaşmak şeklinde oluyor ve olacak. Nefis şeytandan daha beter çünkü şeytanın ne olduğu belli ve savunmanı bir şekilde yapabilirsin ama nefis şeytanın içimizdeki şubesi, bünyemizi kemiren hain ve ne zaman ne yapacağı belli olmayan ve bazı kereler bir türlü engellenemeyen bir sanal ve gerçek düşman. Nefis bir çeşit virüs, bir çeşit nereden çıkacağı belli olmayan görünmeme yeteneğine sahip ama yumruklarını her yanında hissetiğimiz bir rakip. Bu rakibe karşı en büyük dayanağımız ise anti-nefis yani iradeee, iradee, irade.. Aman Allah’ım bu ne savaş ve bu ne gariplikler meşheri ve ne büyük gerçek “Büyük Cihad” yani nefsimizle olan mücadele, somut olmayan ama hissedilen ve ne zaman, nasıl karşımıza çıkacağı belli olmayan rakip. Bu rakip bir kere seyirci avantajına sahip, rüzgar onun lehine, hakem de ondan yana, ve daha kötüsü kendi oyuncularımızdan rakip takım taraftarlığı yapan ya da yapması her an mukadder kişiler var. Ben ise bir hiç kimse fakat bu takımın mağlubiyeti sonucu cehennem alevlerinde yanma, cennetten mahrum olma ve havsalamızın kapsayamadığı, acziyetimizin çaresizliğimizi hissettirdiği Rabbimizin rızasından uzak kalma riski.
Aman Allah’ım biliyorum ki sen kapına yüz süreni geri çevirmeyen ve rahmeti her şeyi kuşatansın, Ne olur! hayatımızı senin yolunda mücahidane geçirenlerden, hiç bir zaman senin çizdiğin sıratı mustakimden çıkmayanlardan ve de en önemlisi her iki cihanda da rahmetinin enginliğinden istifade edenlerden eyle. Belli ki senin rahmetini kazanmak böyle duayla, çilesizlikle ve başıbozuklukla olmuyor o halde Allah’ım senden rahmetini isteme hakkı elde edebilenlerden olma yolunda iradelerimize güç ver, çileni çekme zevkine bizi (bu duaya amin diyen herkes) ilet, kazanmanın zorluklardan geçmesi gerektiğinin farkına vardır. Ve ne olur Allah’ım bu duaya amin diyen beni farkında olarak ya da olmayarak senin çizgine iyice yaklaştır ve bu dosdoğru çizgiden bizi ayırma.
Üst paragrafta denenler ve yapılan dua zora talip olma şeklinde özetlenebilir fakat benim asıl istediğim talip olduğum zorun üstesinden gelme irade gücü. Biraz yüzsüzlük ama bu yüzsüzlüğü yapabilecek hiç bir şeyi olmayan, çaresiz ve kesinlikle kendi başına zorlukların üstesinden gelemiyeceğime olan inancım dolayısıyla yapıyorum ve herhalde irademe güç isteme duasını da yapabilirim.
Aslında anlatmak istediğim bir sürü mevzu var fakat insan böyle oturup onları yazıya dökmek isteyince birden bire kafadaki tasarlananlar uçuveriyorlar. Bir gün onların uçtukları mekanı bulursam hepsini ele geçireceğim fakat zannedersem onların gittiği mekan merkezden dışa doğru büyüyen küre şeklinde sonsuz boşluk yönündeki en son nokta yani hala mekana ulaşamadılar ve henüz yolda ilerliyorlar.
İlginç ama ben demin ne biçim dua ettim ama şu anda o kadar canı sıkkın ve hiç bir şey yapmak istemeyecek halde ve miskince tavırlar içindeyim ki. Bir nev’i o dua kim sen kim, yani sen kimsin de böyle artist dua ediyorsun, sen o kadar böcek gibisin ki bu dua senin ağzına yakışmıyor, pislik herif! Her neyse yazılan şey silinmez ya da ne bileyim belki bir gün bu yazıyı okuyor olmak beni kendime getirir de hayırsız bir şey yapmaktan beni men eder ya da hayırlı bir şey yapmama vesile olur.
Aslında toplumumuzdaki çeşitli aksaklılara değinme fikri beni klavye başına itti fakat kendi içindeki büyük cihat yolunda çaba sarfetmekten aciz bir kişi niye toplumu ve de daha çok “küçük cihat” sahasındaki işlere girişmek ister ki? Esas ve birinci dereceden önemli olan kendimizi ilgilendiren ve esas büyük öneme haiz içsel meseleler ya da “büyük cihat”. Bir de her an “büyük cihatın savaş meydanında bulunuyoruz içinde bulunduğumuz çemberi halletmeden diğer çembere müdahele eden zaten savaşçı olmanın en küçük mantığından bile mahrumdur. Veya da sen ayağında topu sektirip sektirmemeyi, sektirememeyi ana sorun olarak ele almak istemiyorsun fakat defans adamı kişiliğine rağmen bir de forvet oynamak istiyorsun halbuki maçta oyna denirse oyna, oyna denmezse de oynama kendini geliştirmeye bak, antremanlarına dikkat et. Fakat ben seni bilirim teknik direktör belki de çaresizlikten seni maça sokmak istediği zaman da hemen “ben pek oynamaktan anlamam bu iş bana göre değil dersin” sen var ya sen..
Ama neyse ben yine de yedek oyuncu olsam da oyun sistemi ve yapılması gereken hakkında fikrimi Bir Hiç Kimse ile paylaşmaya devam edeceğim, en azından beraber antreman yaptığımız kişi benden etkilenir de yapılması gerekenleri söylememden esas yapılması gereken hakkında sonuca ulaştırıcı bir şeyler yapar. Deli birinin spastik davranışlarını görüp de müthiş bir sahne çekimi aklına gelen film yönetmenine bu spastikçe davranışıyla yardım eden biri konumumu kabul ederekten kendimi rahatlatıcı delisel davranışlarımı yaparak psikolojik tatminimi sağlayacağım.
Yapmak gereken kızgınlıkları, sinirli davranışları yazarak değişik hedefe muamelede bulunup gerçek hedefe yönelik kişisel rahatlamamı sağlayabilirim. Ama şimdi hangi birine değineyim ki, kadınlara biçilen erotik bir oyuncak (haz nesnesi. Tabi ki hiçbir değeri yok. Öp ve at) olma edilgen rolüne mi değinsem? gençlerin ve psikolojik sorunluların gayri meşru dostu biraya mı değinsem? üniversite çağında iken evlenmiş olmasına rağmen nefsiyle ve hormon sistemiyle mücadele eden gençlerin saçma sapan bu sorununa mı değinsem? Ya da ne bileyim medyanın şerefsiz, haysiyetsiz, aşağılık kitle uyutma ve uyuşturmasına mı değinsem? Kurtların kuzu ve ayı rölüne girmeleri ve aslanları koyun haline getirmlerine mi, Siyasetçiler ne kadar geri zekalı ve aptal olduklarına ve daha delilerin, delileri ve çok daha delileri bir de diğerlerini (bunlar çok az) yönetmelerine mi, ayıların kurtları (bir gün ayılar da kurtlar da hizaya gelecek bu olacak ben de seyredeceğim inşallah, bu zaten kitlesel kader ve yerine kader her zaman gelir) da kayırır (bazen de onlara darbe atar) bir şekilde dokunulmaz halde dişlerini geğirmeler eşliğinde kürdanlamasına mı değinsem? Ya da kendine “aydın” ismini veren ve fakat sadece birer geri zekalı ve zihinsel travma geçirtilmiş bir ülkedeki fırsattan istifade elit ismi verilen dangalaklardan mı bahsetsem? Ve daha kim bilir neler neler, zaman zaman bu konulara değineyim olur ya bazen bir çocuğun bir saniyelik bir “aa” çığlığı, birilerinde dünyayı yerinden oynatan bir vaveylaya dönüşür. Olur ya bazen az çoklardan bol olur, damlalardan göller okyanuslar olur, Rabbim dileyince noktalardan sonsuz olur. Allah’ım rahmetini üzerimizden eksik etme ve bizi rahimiyetinle kucakla. (amin) ve olur ki, dualar en büyük güç olur……….
2002 07 31