Şu an çok ıslakım (acaba ıslakım mı, yoksa ıslağım mı? Islağım doğru, neyse). Islaklığı vücudumun bir çok kısmında hissediyorum, özellikle de başımda. Başımdan akan sular hem yüzümde ilerlerken kendilerini hissettiriyorlar hem de unuttum, neydi ki? Neyse. Feriköy’e gitmiştim tabi giderken yağmur falan yoktu ama gene de yağabilir ihtimali kolayca hesaplanabilirdi de yağmur yağacağını tahmin etsem bile pek fazla bir tedbir alacağımı ya da alabileceğimi zannetmiyorum. Belki bir milyonumu daha iyi değerlendirebilir ve en azından Tophane’ye otobüsle gelebilirdim ama zaten yağmuru pek de önemsememiştim çok önemsiyor olsam gene de bir çaresini bulur bir yerlerden birilerinden para alabilirdim (tabi ki borç, yaani!)
Şu an çay hazır içip geleyim de devam ederim. Yazıyı bitirene dek üzerimdeki ıslak elbiseleri çıkarmayacağımdan dolayı çay sürecinde de sıklam olma durumundayım…….
…………….Eveet çayımızı da içtik ve devam edip de şu ıslak elbiselerden kurtulabilirim.
Program yaptık. Programda bir şeyler ikram etmem gerekiyordu ve cebimde sadece bir milyon TL vardı. Bu durumda ne yapılabilir? Geçen hafta ayar çekmemiştim (…den Allah razı olsun o bir şeyler hazırlamıştı da ucuz atlatmıştım), bu hafta da ayar çekmezsem ayıp olurdu. Ve evet elimdeki bir milyonu nasıl kullanabilirdim, bu düşünce bana zaten yağmurun başlamış olduğunu bile unutturmuştu ve bir numaralı çözülmesi gereken problemim ayar meselesiydi.
Önce iş olsun diye havanın berbatlığından bahsettim, canımın hiçbir şey istemediğinden, “ne yiyilebilir ki?” gibisinden “hiçbir şey” cevabı almayı umduğum yanıtlar bekleyerek biraz vakit kazanmak ve isteksizlik uyarmaya çalıştım ama “siz bilirsiniz, fark etmez, her şey olabilir” türünden verilen cevaplar, beni üzdüğü gibi aynı zamanda da teslimiyet açısından da sevindirici idi, ama benim yalnızca bir milyonum vardı. Son bir umutla …nin bir keresinde kullanmamızı teşvik için “kendi evinizde gibi rahat olun” mealindeki not gereğince buzdolabına baktım bakarsın kola, meyve ya da uygun herhangi bir şeyler bulabilirim umudu taşıyordum. Fakat dolapta yalnızca bir litrelik süt vardı. Sütü kullanıp kullanmama arasında kullanmama cihetine gittim ve marketten bir şeyler alma gerçeği ile çaresizce dolabın kapısını kapattım.
Artık bir şeyler almak zorunluluğu içinde iken “en ucuza nasıl kapatabilirim?” kısmına geçmiştik. Evet, tamam, buldum süt alabilirim. Yanlış hatırlamıyorsam süt 850 bin falan olsa gerekti. Ve marketin yolu. Marketteki sütlerden biri 900 bin, diğeri ise 1200 bin idi ve paramdan 100 bin lira da artırmış olarak ayarımı çektim. Süt içtik, bitiremedik ama olsun sıra savmıştım ya, yeterdi.
Ve ayrılık vakti. Dışarıda yağmur var. Islanacağım herhalde, herhalde değil kesin ıslanacağım. Şimdi ne yapacaktım, Tophane’ye kadar yürüyecek miydim. Yo hayır, yo yo EVET! Yürüyeceğim, yaşasın. Zaten asansörden inerken de kendime aynada baktım, kalan yüz bin lirayı düşündüm ve üzülmedim aksine sevindim ve garip bir şekilde sevincimi kendi kendime belli ettim, mimiklerle ve vücudumu dans eder gibi yaparak (Normalde o şekilde davranan kişiler deli adı alan kişiler ama ben deli değilim, sadece parasızlık beni neşelendirdi o kadar).
Aslında yolda …lere uğrayacağım oradan biraz borç para alabilirdim ama o kadar çok kişiye borcum var ki buna yeni birini eklemek ve aynı zamanda karizmamı da biraz daha aşağı çekmek de istemedim. Ben eve yürüyerek gideceğim, herkes ıslanmamak için koşturabilir, telaşlı davranışlar sergileyebilir ama ben yağmur altında doğal bir yürüyüş yapacağım ve her zaman ki gibi hızlı adımlarla yürüyeceğim. Hepsi bu kadar.
Yol boyunca insanların çoğu tedbirliydi. Tedbirsiz olanlar da ellerine geçirdikleri şeylerle kafalarını falan yağan yağmurdan sakınıyorlardı. Kimisi koşturuyor, bir kısmı da yağmur dinene ya da yavaşlayana dek sığındıkları yerlerde bekleşiyorlardı. Yağmurda dikkatimi çeken hususlardan biri de insanlar gözlerini kısıyor, yüzlerini de gülünce yüzün yanlara gerilmesi biçiminde tutuyorlardı, yağmura karşı acıya verilen bağırma tepkisi gibi bir şey olsa gerek. Ben ise gayet doğal yolumda ilerliyordum. Zaten ben yağmuru severim.
Bir gün sadece atletli bir şekilde ellerimi iki yana açıp kafamı yukarıya kaldırıp yağmur sularının göz kapaklarına çarpmasını hissedeceğim, çimenleri ve toprağın kokusunu derin bir şekilde içime çekecek, vücudumun en ücra kısımlarına kadar giden yağmur sularını üzerimde misafir edeceğim. Sonra iyice ıslanmış olan yere yatacağım üç dört santimetre olan su birikintisi üzerine sırtüstü uzanacağım ve atleti mi de çıkartıp suların gövdeme çarpmalarını, bu çarpmanın verdiği zevki tadacağı. Belki o zaman şimdiki yağmura rağmen dikkatimden kaçmayan nisa taifesi aklıma gelmeyecek Adn Cennetindeki nefsani arzunun aksine, Firdevs Cennetindeki (program sırasında okuduğum Kuran’dan İdrake Yansıyanlar kitabından okuyup öğrendiğim taze bir bilgi. İnsan cennet olsun da fark etmez Adn de olur diğerleri de olur diyor ama Allah Firdevs’ine bizleri de dahil etsin olmazsa Adn de olur) ruhani zevki duyacağım tıpkı şu anda Vivaldi – Winter parçasından aldığım birazcık zevkin n katı kadar.
Sonra belki dedim, olur ya Çarşamba günü aileme para gönderin demiştim (Diyememiştim, uzun süre konuşmadan bekleyince annem anladı ki para istiyorum), bakarsın göndermişlerdir. Bankamatiğe bakınca yine şok olmadım, hiç para yoktu, hih hihh gene sevindim fakat çok belli etmedim. Deli diyebilirler, zaten yağmurda tepkisiz yürüyen birisi potansiyel deli adayı olarak algılanıyormuş gibi algılıyorum ya.
Feriköy, Kurtuluş, Osmanbey, Harbiye, Elmadağ, Taksim, Sıracevizler (Cihangir) ve Tophane hattı boyunca yağmur altında ilerleyen yürüyüşüm esnasında henüz kahvaltı da (saat 15:30 falandı) yapmamış olmam bana eve giderken yol üstünde bari bir ekmek almamı söyledi ama ona olan cevabı yüz bin liram “bir ekmek 200 bin ben ise 100 bin lirayım sen ise matematikten anlarsın, karnı aslında çok da aç olmayan ama kahvaltıya da istek duyan bir matematik bilgisi olan kişi” şeklinde verdi. Cevap açıktı, ekmek alamıyordum.
Neyse ki eve adımımı atabildim tabi sırıl sıklam bir halde, ama olsun eve girdiğimde yemek üzere hazırlanmış bir şeyler ve iki susamlı ekmek vardı ya, olsun. Yemeği ıslak elbiselerle yedim her ne kadar “hasta olursun, üstüne bir şeyler giy!” dense de. Kendi kendime verdiğim karar gereğince bu yazı bitmeden üstümü başımı çıkarmayacaktım, şu anda da olduğu gibi. Eee, yeteeer be hasta olacam ha, fizyolojik değil, psikolojik yazı yazmanın sıkıcılığı denebilir. 18:35
2002 09 14