Platonik aşk. Yaşayan hisseder, hisseden bilir. Ya ben, bu konudan bana ne? Bu konudan bana ne değil çünkü ben de bunu biraz yaşadım, tam hissettim. Toplam iki rol var platonik aşkı yaşayan ve platonik aşk üzerinde yaşanan. Güçlülük ve zayıflık. Zayıf rol benim hissettiğim olan.
Ah platonik aşk, sen ne kadar garipsin. Sen en güçlü adamların hiç anlayamayacakları yandan gelen ve kuralları sen tarafından konulan insanı ne olduğunu anlamadan edilgen hale getiren garip halet-i ruhiye. Sen birisini seviyorsun. Sen her yerde onu görüyorsun. Yatarken onu düşünüyorsun, kalktığında aklına önce o geliyor ancak ondan sonra kaçta kalktığına olan merakın seni saate baktırıyor. Tuvalete giriyorsun, aklında o var, domates diliyorsun aklında o var, telefon kulübesi sana onu anımsatıyor, gördüğün aynı zamanda da onun baş harfi olan harf ilk olarak aklına onu getiriyor.
O seni mutlu ediyor, fakat sen bunun nasıl olduğunu bir türlü anlayamıyor ve buna bir türlü akıl sır erdiremiyorsun. Sen onun davranışlarını kendin adına yorumluyor, hep senin onu sevdiğin kadar onunda seni sevdiğini düşünüyorsun. “Ah o!” diyor başka bir şey aklına bile gelmiyor, dünyanı ona göre kurguluyor planlarını ona göre yapıyorsun. O senin için umut, o senin için sevgi, o senin için mutmain ruh haleti kaynağı, o dünya ve dünya o. Artık sen “o” düşüncesi içinde bulunan ve beynin onunla dolu, düşüncelerin “o” eksenli, dünyan “o” orijinli, her anın “O”‘nunla örgülenmiş, ve sen “o” nun merkez olduğu yörüngedeki bir nesnesin. Sen artık yoksun, o artık sensin, sen etkisiz elemansın fakat sen aynı zamanda hiç de düşünmeyensin, düşünemeyensin.
“Peki niçin?” “Neden, nasıl oluyor da..?” Belki de hiç de sorgulanmayansın “niçin, niçin, niçin?” çünkü sen artık farkına varamadığın vakumda daha da içeriye doğru sürükleniyorsun, biraz da kendin daha içeriye doğru koşuyorsun, artık bala yapışmış sinek gibisin, aklında başından gittiği için, sebebini düşünemediğin bir sebep aklın olduğunu bile unutturduğu için, biraz sen unutmak istediğin için ve aslında bu durumdan biraz da hoşlandığın için bir türlü arkana da bakmıyorsun ve ilerliyorsun, biraz daha, daha, daha ileri, daha daha daha çok.
Hep ilerle sakın düşünme! Sakın sorgulama, sakın suyun ters yönüne ilerlemeye çalışma, ve sakın düşünme okyanusa mı karışacaksın yoksa ilerdeki uçurum senin sonun mu olacak, en iyisi keyfini çıkar, hem bak psikolojik rahatlık da veriyor.

HAYIR!! Düşün, biraz daha, daha çok, daha daha, düşünebileceğin en son noktaya kadar düşün ve bilmediğin rotayı takip etme!
Ah içimize derc edilmiş olan duygular, kolaya sevk eden duygular, zorluklara karşı mücadele etmeyi engelleyen duygular, kolaycı duygular, nedense çoğu kez kötü olanı yapma kolaylığı sunan gidişat. Bir çok mantıksal istek, nedense mantıklı olduğu da çoğu kez farkına varılmış olsa da uygulama kısmında zor geliyor ve hep aşağı doğru akan fakat kanalizasyona giden su birikintisi olmak, biraz engeli aştıktan sonra berrak suya gitmekten zorluklara karşı mücadele ve biraz enerji sarf etme tahammülüne girmek istememe nedeniyle seçilme nedeni oluyor. İnsan işte böyle bir mahluk.. Ve neden sonra zamanla ya anlıyorsun, belki de hala anlamıyorsun ama sen nedense yanlış içinde olduğunun farkına varıyorsun, vazgeçmen gerektiğini büyük ihtimalle çook sonra anlayabiliyorsun, ve bu anlayışta acı ile ve kendini değersiz bir hiç hissetmenle oluyor, belki de kendini tamamen kaybettin ve hala farkına bile varamadın.. Kabul ediyorsun, vazgeçmen gerektiğini biliyorsun ama yine de milyarda bir ihtimal senin için yüzde yüz ihtimalin karşılığı olarak geçerli sayılıyor, ve sevginin seni bağlamış olması sana bir türlü izin vermiyor, kurtulmak istiyorsun ama bir türlü kurtulamıyorsun. Kurtulma çabaları seni daha da boğuyor, bilinmezin kavrayışı duygularını daha fazla esir alıyor.
Ama pes etmemelisin, bundan kurtulmalısın. Bu senin için istesen de istemesen de tek seçenek ve artık daha fazla olmayacak için ısrar etme, ve daha fazla gururunu, onurunu çiğneme çiğnetme, tabi bu duygularında az da olsa kaldıysa.
Ama ama, unutamıyorum, bir türlü hayalinden kurtulamıyorum, gözlerimin önünde hep o var, beynimin soluk alış verişi onunla oluyor, kaçmak istedikçe peşimi bırakmıyor. O’nu düşünmek, güneş nerede olursa olsun her zamanda önde bulunan gölgeden farksız, ama NİYE? Bu mümkün mü? Olabilir mi?
Unutma kötü şeyler hep ısrarcıdır. Uyuşturucu böyledir, içki böyledir, virüs, mikrop, bela, şeytan ve ona olan platonik aşk insanın peşini bir türlü bırakmazlar. Onu önce düşünerek yok et. Yok yok yok, böyle olmayabilir, belki olur, olamaz, olmuyor. At artık, at bunu hadi at elinde patlamadan at, ne kadar güzel olduğuna dikkat etme, birazdan patlayacağını patlamayı yaşamadan düşün. Bunun ilacı sendeki irade, bundan kurtulma sendeki mantık ve bundan kurtulma senin içindeki kurtulma isteğinde saklı. Bu ancak inanarak olacak, inan, inan, inan. Sakın, kurtul, boş ver, ilgi gösterme, görme, görmemeye çalış, dua, dua et, kendini ikna et.
Dur!
Peki sevgi isteği, peki ya sevilme isteği, peki ya içimizde taşıdığımız potansiyel içimizden atamadığımız kölesi olduğumuz duygular. Ah duygular, ah içimizi daraltan, içimizden işkence eden hisler, ah bir türlü karşı koyamadığımız hormonal sistem. Ah bir türlü anlam veremediğimiz, sebepsiz sevgiler, nedensiz aşklar, aptalca bağlayan fakat mani olunması zor haller. Ve aptallık yapmanın akıllılık olduğu zoraki durumlar.
Gerçek yiğitlik belki de somut zorluklara karşı değil de içimizdeki soyut engellere karşı.
2002 08 30