Ne yapılabilir ki, ben de onu yapıyorum. Hiçbir şey yapmıyorum. Tabi yapmış olduğum müzik dinleme eylemini iş kabul etmez, hep bir şeyleri düşünüyor adeta kendi kendime konuşuyor olmamı da anlamsız bulursak ki, bunu böyle kabul etmekte de mahzur olmasa gerek.
Bu arada, bugün bayram, Ramazan Bayramı. Çok heyecan verici bir bayram! Cep telefonumu kapattım ki kimse beni aramasın, mesaj falan atmasın. Bunun çok da sebebini bil(e)miyorum ama benim için telefonun kapalı olması daha anlamlı geliyor. Evet, hiç kimse ile bu bayram muhabbet falan etmek istemiyorum. İstemiyorum işte. Bulunduğum karanlık odada kulağımda kulaklık müzik dinlemek kendi halimde vakit geçirmek sık sık yaptığım bir şey de olsa yılda bir iki kez yapıla gelen bayramdan, daha doğrusu benim yaşadığım kutsuz ve mutsuz bayram zamanlarından daha zevkli…
Bugün belediye otobüsünde bir kadın ve çocuk gördüm. Kadında benim gibi idi galiba. O da hiç bayram yaşıyor gibi değildi. Mutsuz görünüyordu. Ya da ben kendime aynı psikolojiyi yaşayan kişiler arıyordum. Kadının saati güzeldi. Giysileri de bayramı çağrıştırıyordu. Fakat yine de ben çocuğun giysilerinde ve kadının simasında bir sefillik sezinledim. Belki de yanlış sezinledim, ama o kadar insan içinde sadece o kadında bu durumu algıladım. Acaba kadını anneme benzettiğim için mi böyle düşündüm bilemiyorum. O sırada aklıma bir sürü sefil ve bayramını yaşayamayan insan geldi. Bunların hepsine yardım etmeli ellerinden tutmalı diye düşündüm fakat sayılarının çokluğu bunu yapamayacağımı hissettirdi. O halde bu esef verici hâl için ne yapılabilirdi? Kendi gücümle minnacık katkı belki sağlayabilirim ama onun gibi bir sürü insanın varlığı yine de yaptığımın pek de merhem fonksiyonu olmadığını söyledi.
İyi de tüm bunlardan bana ne ki. Ben daha bir kişiye bile yardım edemez, camiye para toplanan bisküvi kutusuna yüz bin lira bile atamazken tüm bunlardan bana ne. Doğru ya bana ne. Elimden bir şey gelirse yaparım ama gelmezse bilirim ki bu dünyada herkes içinde bulunduğu bir çok değişik parametrenin imtihanını veriyor. Bu parametrenin ancak ebedi hayata fayda sağladığı ölçüde önemi olabilir. Eğer dünyaya geldiysen çile çekmeyi, çorluklarla pençeleşmeyi göze almışsın demektir. Bu seçimi ister bilinçli ister fark etmeden yapmış ol bundan sonra yapabileceğin en iyi davranış hâli değil, istikbali ebedi geleceği düşünmek. Ve burada, fani dünyada her türlü mutsuzluk, sefillik, çaresizlik, gözyaşı ve saire minik de olsa mutlulukların değerini hissettirir ve cenneti hak etme etkisi gösterir.
Gören de diyecek şu laflara bak adam gece gündüz ebedi saadetini kazanmak için mücadele ediyor herhalde. Alakası yok.
Therion’un The Rise Of Sodom And Gomorrah (Vovin) parçası kulağımda. Bu parçanın sözlerini bir ele geçirsem iyi olur. Bu adamlar Sodom ve Gomare hakkında acaba ne diyorlar?
Haa bugün bayramdı, nasılda aklıma gelmiyor. Evet, evet bugün bayram. Bayram hiç umurumda değil. Diğer günlere göre benim için hiçbir farkı yok üstüne üstlük kendimi biraz daha kötü hissetme ihtimalimde yüksek. Hayatımdan memnunum, şikayet etmiyorum ve gerçekten benim için fark etmez. Zira ben, ben, ben (ne desem ki, hah ) zaten herhangi bir beklenti içinde değilim. Bunları şikayet olsun diye değil, içinde bulunduğum hâl hakkında (yaşarsam) tebessüm etmek ve eğer ileride.. yani ileride bu yazılara bakıp belki kendimi hizaya sokmam kolay olur. Ve belki ileride (ne gibi bir gelecek olacak bilinemez, zaten bilmemek daha iyi) bu yazıları gözden geçirmek beni ağlatır da gözyaşlarının tedavi edici özelliğinden yararlanırım. (Şimdi de bu özellikten faydalanamıyorum, çünkü evde başkaları var). Tahminen ya “Hey gidi günler hiç değişmedim, ama en azından şimdi daha dayanıklıyım”, ya “Tüh be o zamanlar ki gücüm keşke şimdi de olsa” veya “Hey gidi günler dün sefilin tekiydin, bugün çok zengin biri ama unutma yarın toprak olacaksın” veyahut da “…” diyeceğim (Ya da benim hakkımda “Rahmetli okul yıllarında çok sefilmiş” diyecekler). Demin ağlamaklı idim, şimdi ise gülümsüyorum. Bu gülümseme niye? Ölüme mi? Olabilir. Yoksa devam eden aynı halime mi? Bilmem.
İnsanı asıl mutlu eden beynindeki düşünceler ve kişisel hazlarının tadına varmasında. Amaç zaten mutlu olmak değil, amaç belli. Belli olan amacın yanında mutluluk küçük bir şey. Ve mutluluk soyuttadır. Düşüncelerde, mantıklılığı hakkında fikir yürütülemeyen davranışlarda. Belki, bir yardımseverlikte, belki bir kediyi sevmekte, belki bir çocuğun gülen simasında belki delilikte, belki belki.. Müzik, sanat (yani insanların sanat dedikleri bir şey çizme, bağırma gibi haz veren ve estetik kabul edilen fiillerde, aslında delilik faaliyetleri ile paralelliği var) gibi soyutu somuta çeviren faaliyetlerde.
Ben de güzel bayramlar yaşamak isterdim. Yeni bir ayakkabı giymek, en azından henüz yıpranmamış bir pantolonla dolaşmak, temiz ve yeni çoraplarla bayram namazı kılmak isterdim. Büyüklerime telefonlar açmak, gidebiliyorsam yanlarına gidip ellerini öpmek, uzun zamandır göremediğim kişileri bayram bahanesi ile görmek, bir çok değişik kişiye sarılmak, küçük çocukları elimle sıktığım yanaklarından öpmek isterdim. Cep telefonumla uzun zamandır görmediğim kişilere mesajlar atmak, gelen telefonlara cevap vermek, kontürünün az olduğunu düşündüğüm kişilerin telefonuna cevap vermeyip telefonu cevaplamayıp ben onları aramak isterdim. Kardeşlerime hediye almak, onların boynuma sarılmalarını hissetmek isterdim. Ve aklıma dahi gelmeyen bir sürü güzelliği yaşamak isterdim AMA, şimdi müzik dinliyorum ve hayallerimi unutmak istiyorum. Cep telefonumu kapattım kimse ile bir kelime konuşmak, kimse ile sokakta dahi olsa karşılaşmamak istiyorum.
Aslında olay daha da trajik hâle sokulabilir. Gerek yok. İstediğimi yaşayamıyorum ama yaşadığım isteyebileceğim güzellikte. Eğer pirinç sahibi olamıyorsan, bulgurun daha faydalı olduğunu, besleyicilik gibi özelliklerinin daha fazla olduğunu aklına getir. Ve bil ki, sevilmesi gereken sahip olunandır, sahip olmadığına aşık olma gafleti salaklıktır.
O halde yazılacak başka bir şeye gerek yok.
ARADAN 2 SAAT FALAN GEÇTİ
Önceki duygusal yoğunluğu kaybettim. Şimdi tam olarak özgür bir şekilde ağlayabilir, çağlayabilirim çünkü evde kimse kalmadı (Bayram ya herkes bir yerlere gitti, bu sitem değil çünkü ben de istesem bir çok yere gidebilirim ama dünyalıları -Sait hariç, az sonra onlara gideceğim ders için- protesto ediyorum). Ülen cümleyi bitirmeden birisi damladı, evde bir şey unutmuş onu almaya gelmiş. (Son cümleyi yazarken eve giren kişi ile bir yandan da konuşuyordum “Hadi ya ne unuttun?” gibi cümleleri de ona sarf ettim). Bakarsın duygusal yoğunluğa tekrar ulaşabilirim, şu adam bir çıksaydı artık. Bak ya! Hâlâ sesi geliyor. Ya kardeşim yürü gitsene! Biraz ara veriyorum. Az sonra ağlayacam. 19:26 …. …. … 19:34 Oh be nihayet çıktı da ben şimdi nasıl gerilime geçip ağlayacam ki ne? Önce hüzünlü bir müzik açayım (Hasret Çektim isimli Uygur Türkleri şarkısı, gerçekten beni hüzünlendiriyor).
Söz ağlamaktan açılmışken, ağlamak nedense güçsüzlük belirtisi olarak algılanıyor, özellikle de erkek birisi ağlıyorsa ama aslında ağlamak daha çok gerilime geçmek, motive etmek gibi bir olayı da gerçekleştiriyor olabilir. Ben ağlamayı yaşamayı hayâl edip de yaşayamadığım normal günlere olan özlemimi gidermek ve bu saçmalığı içimden atmak için istiyorum. Ağlamak aslında çok rahatlatıcı da olabilir. Nitekim bu fonksiyonu çok da iyi eda ediyor, özellikle de benim gibi duygusal birisi için. Ağlamak sadece geri zekalı taşlaşmış kendini delikanlı olarak nitelendiren spastik zihinli enayilerin kalplerinde hissedemedikleri derin duygunun damlalar halinde somutlaşmasıdır. Ve aslında eğer ağlama yeteneği olan bir kişi bu yeteneğini “güçlülük” unsuru olarak kullanabilir.
Ama benim hiç ağlayasım gelmiyor. Belki başka bir zaman bu güzel rahatlatıcı olayı gerçekleştiririm de boşalırım.
2002 12 05