Hiç bir şey yazasım gelmiyor. Gelmiyor hiç bir şey yazmak içimden. İçimden. Gelmiyor. Hiç bir şey. Şey. Gelmek. Gelmemek. Hiç bir şey. Akıl.
Bugünlerde çevremdekilerle arama zırt pırt kara kedi giriyor. Bu kara kedi sanki dünyada arasına girilecek başka bir şey (aslında iki şey olmalı) yokmuş gibi, benim karşımdaki ile benim arama giriyor. git karşımdaki ile başka biri ya da başka bir şey arasına girsene kardeşim, ya da illaki arasına girdiğin iki şeyden birisi ben olacaksam diğeri duvar muvar olsun. (Aklıma Recep Tayyip Erdoğan’ın (Bu adamın sonu ne olacak acaba, kendim kadar olmasa da onun gelecekteki durumunu da merak ediyorum) seçim mitinginin birisinde argo değil de halk dili konuştuğunu belirtmek istediği “Ben argo margo konuşmuyorum, halk dili konuşuyorum” lafı (bunu deyince de “laf-ı güzaf” aklıma geldi) geldi). -Ne alakası var? Alakası yok-.
Buna ben kısaca “Dalgalanma” diyorum. Büyük ihtimal bu kara kediyi ben davet ediyorum ister istemez ama .. Ama benim de dalgalandığım bir zaman dilimi bu sıralar (Bu sıralar yaşadığım dediğim şeyler yani dalgalanma denebilecek vaziyet, öyle ya da böyle şimdiye kadar hep yaşadığım benim açımdan vakayı-i adiyeden öte değil). Her zaman olduğu gibi dalgalanmanın uyandırdığı heyecan hayatıma renk katıyor. Biliyorum bu renkten pek hoşlanmıyorum (çünkü renge müdahaleden acizim) ama olsun renksizlikten iyidir.
Aramızda (Bu arada yalnızım, karşımdaki olsa olsa Bir Hiç Kimse’dir) kalsın (aramızda kalmadığının farkındayım, yakın arkadaşlarıma hep bundan bahsederim) da şu para sorunun kattığı karaltılı tonaj hariç her türlü rengi yaşamaya hazırım (Yani böyle çok büyük garip psiko-sosyal durumlar hariç)
2002 10 22