07:40
Ruhum bedenimden ayrıldı zannedersem, yoksa şu anda da ölü müyüm de bana sanki yaşıyormuşum gibi mi geliyor. Ne kadar garipti. Rüyamda daha doğrusu gerçek hayatta desek yeridir. Yani sanki gerçekti, gerçek miydi yoksa! Yattığım odanın kapısını yarım açık bırakarak yatmıştım. Çünkü odanın hava alabileceği tek açıklık orası olduğundan, eğer pencereyi açmak istesem, o ufak pencereden diğer dairelerden gelen pis banyo tuvalet kokuları oluyor. Şu anda içeride yatan .. içeri geldi, kapıyı kapattı, ben hemen “bu herif ne yapıyor da kapıyı kapatıyor, kapının açık olmasından ona ne” şeklinde düşündüm. Bir de bilgisayarın açık olduğundan falan bahsedildi. İyi de bilgisayar kapalıydı. Her neyse. Kapının kapanmasının ardından … elindeki yastık gibi bir şeyi kafama geçirdi. Birden kafam bir acayip oldu, sanki kafama birkaç tonluk elektrik yüklü bir metal kütlesi çarpmış gibi oldu, hemen ardından da dua faslı ve karabasanımsı halin süreci..
Saat 07:00 gibi iken karabasan gibi bir durum oldu, nas, ayete-l kürsi, felak gibi sureleri okumaya çalıştım. Pek okuyamıyordum ama kısmen bağırmaya da çalışarak okudum. Okurken okuduğum ayetlerin anlamlarını düşündüğüm için o garip haletten nasıl olsa kurtulacağımı ama birkaç okuma yapmam gerektiğini düşünüyordum.
Kalktım kafam allak bullaktı, yaşadığım olay beni biraz tedirgin etti ben de hemen elime bir cevşen aldım ve 60-80 arası babları okudum, ve yönelinmesi anlam ifade eden tek merciye yaşadığım halden kurtulmak ve bu durumu hayırlı hale getirmek için başvurdum, yirmi bab kadar okudum. Odanın havasızlığının bu duruma etki edeceğini düşünerek hafif soğuk olmasına rağmen cevşeni biraz da gün ışığının henüz tam olarak gelmediği o sıralarda balkonda okudum. Biraz hava aldıktan sonra da geldim tekrar yatağıma girdim. Yatağa girmeden nevresimi tekrar serdim, yastığı biraz hırpaladım euzu besmelenin ardından da yattım. Fakat macera aslında yeni başlıyordu.
Kendimi çok garip hissettim. Neler oluyordu. Her şey çok tepkisizdi. Ben adeta tek başıma idim. Ne yapacağımı şaşırdım. Balkona çıktım orada … vardı. Fakat beni hiç umursamıyordu. (… şu anda bile halen uyuyor, balkonda değil odada) “Allah Allah” dedim. Niçin beni hiç kaale almıyor ki bu adam diye düşündüm. Sonra içinde bulunduğum hali sorgulamaya başladım. Kendimde bir gariplik hissediyordum. Kendi kendime bile pek bir anlam veremiyordum. Yoksa dedim “ben öldüm mü?”. Ölmüş olmalıyım çünkü kendimi birazcık da öyle hissediyordum. Evet, evet ben öldüm herhalde. Kesinlikle ölmüş olmalıyım. Peki ya şimdi ne yapacağım. Yok ya ölmemişimdir belki. Ölmüş de olabilirim. Deli divane ortalıkta dolanıyor, olan bitene anlam vermeye çalışıyordum. Ölüp ölmediğimi de sorguluyor, bir sonuca ulaşmaya çalışıyordum. Benden başka kimse ortalıkta görünmüyordu, en azından balkon ile benim yattığım “karanlık” ve kısmen kirli ve dağınık oda dışında. Odada yatağın tam yanında niçin bilmiyorum ama yattığım zaman dizimin bulunduğu kısma güçlü bir şekilde yumruk attım, daha doğrusu atmaya çalıştım. Yumuğum tam sıkılamıyordu ve yumruğum sanki göktaşının atmosferden geçerken toz haline gelmesi gibi gittikçe etkisizleşiyordu.
Ne biçim bir haldir böyle, ne oluyor ölmemişimdir ya!. Dün akşam şehitlikten bahsetmiştik (bahsedip etmediğimizi bilmiyorum ama bahsettiysek bile bir iki cümle geçmiştir o kadar. Hatırladım ben ne olduysa “şehit olmak var, çok kebap bir şey” türünden bir cümle sarf etmiştim, ama hepsi bu kadar). Sonra banyoya geçtim. “eğer öldüysem ailem, kardeşlerim çok üzülürler” diye aklımdan geçirdim. Ölürsem çok yazık olacak, neredeyse on altı yıldır beni okutmak için uğraştılar şimdi ise sonuç bu oldu. “Acaba ben de şehit olmuş muyumdur?” ve de “ben niçin şehit sayılayım ki” gibi düşünceler geçti. İçimden bir şeyler dışarıya çıkmaya çalışıyordu. Lavaboya ağzımdan gelen sıvıyı boşaltmaya başladım. Ve aklıma ölen insanların cansız cesetlerindeki sıvı geldi. Bu sıvı o sıvı olmalıdır. Benim de cesedime bakıp ağzımdan hafifçe dışarıya çıkmış yoğun tükürük salgısını görecekler ve cesedim karşısında şaşıracaklar veya şaşkınlık gösterecekler. Aman Allah’ım. Ağzımdan önce yoğun bir sıvı çıktı, ardında yoğun olmayan bir sıvı çıktı. Vücudum başından beri yaşadığım çok garip haletin içinde devam ediyor kısmen sıkılan bir bünye taşıyordum.
Birden bire basket topunun potadan geçmeden önce tam olarak potaya yerleşmek için çaba sarf etmesine benzer şekilde bünyem bir alete parçası eklenirken hafif sağa sola sallanması gibi biraz da düşük voltlu elektrik yemiş gibi bir durum yaşadı. Ağzımdan sıvı akmaya devam ediyordu. Sıvı ağzımdan çıkmış nevresimin üzerine akmıştı. Vücudumda bir süredir yaşadığı garipliğin sonrasında rahatlamıştı. Herhalde ruhum bir süreliğine bedenimden ayrıldı gibime geliyor.
Şaşkınlığı bir süre üzerimden atamadım. Bu yazıları yazma süreci de beni gittikçe olayın dışına çekti ve şu anda da bu etki halen sıfır seviyesine inmedi ama bu şaşkınlık devam ediyor denebilir. Sadece şöyle yapabiliyorum, bakışlarımı sabitliyor ve düşünüyorum “Bu neydi böyle”.
Dün akşam yatmadan önce hiç gereği olmadığı halde mercimek çorbası ve pilav yemiştim. İki porselen tabağı pilav üstü çorba, ekmek az olduğu ve üç aylar içinde Perşembe orucu tutacağımızdan dolayı ekmek yemedim. Sonra sahur -bir de bu gece Miraç Kandili imiş- da da sanki hiç yememiş ve gün boyunca açlık çekecekmiş gibi bir de hakiki tereyağı ve güzel incir reçeli bir de çok çay içme isteğim (akşam yediklerimin susatması olsa gerek) de beni kamçıladı ve bir fil misali yedim. Tabi bu mideyle de yatılmaz ki. Yatabildiysem tek sebebi var gece 02:00′de yatmış olmam. Ama yine de yatamadım. Zar zor yatmış olsam da karabasan türünden şey oldu. Ardından yine yattım bu sefer sanki ruhum benden kaçtı. Ağzımdan çıkan saçmalıklar da yan yatmaktan dolayı midemden ağzıma kadar gelebilen sıvı olsa gerek. Eee okul vakti geldi. 09:00, Tophane
2002 10 03