Dayanılmaz bir şey. Sen ondan kaçtıkça, o yerinden kımıldamıyor bile. Aşk denilen saçmalık ve geri zekâlılık buna deniyor herhalde. Önce göz göze geliyorsun, birden bire ne olduğunu anlayamıyorsun ve artık hep aklına o geliyor, düşünmek istemedikçe beyninde dolanıyor, bir virüsün bağışıklık sistemini yok etmesi ve onun yerine geçmesi gibi onun düşüncesi mantığını kovuyor ve yerine kendini yerleştiriyor. Mücadele de, buna karşı koymanın diğer adı olsa gerek. Cebelleşeceksin, kaybeder gibi olacaksın, anlam veremeyeceksin; tüm enerjini ona karşı kullanacaksın ve sonunda …?
Şimdi bile aslında cebelleşmem, kendimi bırakıvermem bir yerlerimden bana telkin ediliyor. Daha da kötüsü. Yok yok bunu vicdan, mantık gibi hislerim değil nefsim gibi yönlendirici faktörlerim zorla benimsetmeye çalışıyorlar. Yoksa gerçekten bu olayın üzerine mi gitsem, yani kucağına doğru.
Aklıma bir hamle yapmak geliyor. Gidip yüz yüze böyle bir saçmalığın olduğundan ve onun bu konu hakkında ne düşündüğünü merak ettiğimden bahsedeyim. Olumlu karşılarsa ayvayı yedik demektir. Bundan sonra oyunun daha zor olan ikinci leveliyle uğraşacağım demektir. Olmasından korktuğum ve bana kendimin aptalın teki olduğumu hissettirecek ve bir daha asla böyle seviyesizce işlere girmekten imtina ettirecek olumsuz karşılama olayı olursa da o zaman bilmiyorum ne halt olacak. Eğer bu iki şıktan hiçbirisini oluşturtmayacak işi yaparsam yani aynen devam edersem ol vakit de benim böyle spastikçe duygularım, platonik salaklıklarım devam edecek demektir. Üç ölümden birini seçmeliyim, tabi bu arada gerçekten ölmezsem.
O zaman avımı kollama vakti geldi demektir. Kendimi yerin dibine batırtmayacak bir tarzda bu işi en kısa sürede bitirmeliyim.
Bittik o’ğlum.
2002 12 11