00:45 Bir türlü uyuyamadım ve yataktan kalktım. Niye yataktan kalktım? Boş ver! Canım istesem de istemesem de sıkılıyor. Benim için ideal sorunsuz ortam yok gibi. En iyisi ben bu durumu kabulleneyim ve ona göre bir strateji belirleyeyim. Hayallerime bir sınır koyayım, hedeflerimi daha mantıklı düşüneyim. Ouüff! Ne bileyim işte. Hayatta her şey kendimizin düşündüğü gibi ilerlemiyor. Tabi ki her zaman için bulunduğumuz hal, daha kötüsüne göre daha iyi olduğu için kafadan bir mutlu olma sebebimiz var ama bunun yanında insan olmanın yanında sahip olduğumuz birçok duygu da tatmin olmak istiyor. Daha rahat olma duygusu ya da daha az rahatsız olmak istemek. Ne bileyim! Paramın olmaması beni çok büyük bir karamsarlığa ve başıbozukluluğa itiyor. Kendimi teselli etmek istiyorum ama hiç de yeterli olmuyor. Kendimi parasız iken eli kolu bağlı hissediyorum. Kişilik çatışmaları yaşıyorum. Sıkıntımı her ne kadar içime atmak istesem de farkında olarak ya da olmayarak çevreme karşı olan davranışlarımda da değişiklikler, deformasyonlar oluyor. Daha agresif ve duyarsız oluyorum. Benim anlamadığım bir nokta da her zaman alt kesim bir insan olmama rağmen hep içimde bazı komplekslerden mi kaynaklanıyor bilmiyorum ama üstün olma ya da daha doğru bir ifade ile alt olmama isteği var. Bu duygu da zaten herkes de vardır ama ben dayanamıyorum. Her zaman birilerinden borç almak zorunda olmak beni çok ciddi sarsıyor ve kendimi yarışma sırasında eli kolu bağlanıp da yarışması beklenen birisi gibi hissediyorum.
Çamaşırlarımın hepsine yakını kirlendi sadece giyebileceğim son yarı temiz alternatif elbiselerimle baş başayım. Hemen kısa sürede bir elle yıkama deterjanı almalıyım. Borç almamalı ve bu işi en kısa sürede halletmeliyim. Bunun bana olan maliyetine gelince. Demin yatamadım halen de ayaktayım ve bu yazıyı yazmak zorunda kalıyorum. Pantolonla pek yatılamıyordu. Pantolonu çıkardım ve şimdi giydiğim şey ise yalnızca tek başıma iken giyebileceğim çünkü artık arkasında 13-14 cm sökük olan bir alt eşofman gibi bir şey. Sabah namazında bunu hemen çıkarıp yine pantolon giyeceğim, sökük görünmemeli. Atletim son temiz atlet ve ter kokuları olan bir atlet, bu da her türlü diyalogda hep aklımda olan ona göre davranmamı gerektiren bir durum. Ağlamak istiyorum. Ayakkabılarım da yenilense iyi olur çevrem ayakkabı kokusundan kurtulur ben de yırtık kenarları olan yarılmış taban iç kısmı olan bir ayakkabıyı ayakkabılıkların en alt gözüne koymak zorunda ve elimden geldiğince ayakkabıların halini diğer kişilerden uzak tutmak istemem. Disket alamıyorum böylece de yarın ki bir saatlik teneffüste internetten bir şeyler indirme alternatifinden faydalanamayacak ve salak salak vakit geçireceğim. Ve daha neler neler..
Tüm vaktim neredeyse müzik dinlemekle geçiyor. Başka pek bir şey yapmıyor yaşadığım dünyadan müzikle uzaklaşıyorum. Bu da beni iyice sıkmaya başladı. Müzikten pek bıkacağımı zannetmiyorum ama vaktimin hep müzikle geçmesi endişe verici bir durum. Bir şey yapmak istesem bile müzik dinlerken o işi yapmam yaptığım işten minimum verim almama neden oluyor. Müzik beni bayağı bir nefsani arzulardan uzak tutuyor. Bu belki iyi bir şey ama bir sürü şeyi de yapamıyorum.
Kendimi bu çaresizlik ve başarısızlık ortamında bunalımda hissediyorum ve hayatım zehir gibi geçiyor. Tamam da ben bir şeyler üretmek, bir şekilde varlığımı belli etmek istiyorum da nasıl? Yapamıyorum. Kendimi güçsüz hissetmem ya da gerçekten güçsüz olmam bir çok saçmalığın duygusal dünyamı sarmalamasına neden oluyor. Yok o imiş, yok bu imiş. (2002 07 17). Bir sürü duygusal travma geçiriyorum. Bunlarda beni olumsuz etkiliyor gibi. Kesinlikle kendi yolumu çizmekten acizim. Kendimi bırakmak da beni iyice batıracaktır.şimdilik kendimi iyice salacak bir görüntü arz ediyorum. Nasıl olsa ben de çeşitli duygularla mücehhez bir insanım. Ve bir noktadan sonra işler dayanılmaz hal alır, ve tam o noktada ne yapacağını bilemezsin.
Şimdi o noktadayım.
Kendimi salmak beni nerelere götürür bilmiyorum ama kendimi salmamak şimdiye kadar bana içine atılmış acılardan başka bir şey vermedi ve gelecek adına da somut herhangi bir şey vadetmedi. Peki kendimi bırakmak bana ne vaadediyor? Hiçbir şey. En azından anımı yaşarım da fazla bunalım yaşamam. (Dinlediğim müzik de kendimi iyice dağıttığımın göstergesidir herhalde, (bayan ?) – Time to Say Goodbye)
Gün geçtikçe saflığımı kaybediyorum.- Bu saflık …- Ve biliyorum saflık, masumiyet, doğallık en güzel değerlerdir ama çocukların büyüyünce masumiyetlerini kaybetmesi ne kadar sıradan bir gerçekse benimde bu psikolojik şartlar altında sahip olduğumu düşündüğüm (Jeanne D’arc filmindeki gibi de olabilir) masumiyetimi, daha doğru bir ifade ile masumiyetimi koruma çabalarımı kaybetmem o kadar gerçek. Gerçekler maalesef acı ve önlenemez oluyor. Bunu karakterimin zayıflığı olarak kabul ediyorum. Ne kadar garip ki ben hep layık olmadığım (şimdi de layık olamadığım) ortamlarda bulundum. Yine bir gerçek ki, unuttum ne diyeceğimi.
Bana düşen artık bir yelkenlinin gelip beni bu dağ başından uçarak kurtarması.
İşte dostum ben buyum. Duygusal gel gitler arası çalkalanmalar. Hedefler arası başı dönmeler ve gidip en olmadık kapıdan girmeye çalışmalar. Çaresizce başına gelecek olanı beklemeler. Kendi kendine dert yanmalar, kendi kendini yeme falan. İyi de bu durum benim yaratılışımın bir gerçeği. Genlerime işlenmiş bir kaderin yaşanması. Bir nevi acı çekmeyi seviyorum mu? Acı çekmeyi sevmenin tadı için niçin acıyı yaşamanın zorluğuna katlanıyorum. İşte gene başa geldik. Maddi yetersizliğimin beni bağlaması. İnşallah bunlar da geçer, okul da. 02:00
Haala yatamıyorum. Bu da benim erken kalkmam gereken günlerin öncesi erken yatma isteğimin karşılığı. Ne yapabilirim ki? İyi ki yarın okula ne pahasına olursa olsun gitmek istiyorum.
2002 09 25