10.45 İllaki bir şeylerle uğraşmak zorundayım herhalde. Bir biten şeyin arkasından akla hayale gelmedik yeni şeyler üretmekte üstüme yok. Üniversiteye gelene kadar kafam da tasarladığım ve köydeki bir kız (A) ile de somutlaştırdığım hayali aşkım her defasında karşıma değişik bir şekilde çıkmaya devam ediyor.
Üniversiteye kadar olan okul yaşamımda sırf beni birilerine bağlanmaktan ve hayallerimi birilerine kaptırmaktan korusun diye altı yedi yaşlarında gördüğüm ve ancak hayal meyal o zaman ki tipini anımsadığım ve kişiliği ve kişiliğin aynası olduğunu düşündüğüm fiziksel yapısı hakkında en ufak bilgim olmayan birisini aşık olduğum kişi olarak kafama yerleştirmiştim. O kişiye olan bağlılığım, onu sevdiğimden dolayı asla ona hiçbir şekilde ihanet etmemek için her kim olursa olsun onun sevdiğimden dolayı kimseye muhabbet duymamaktı (tabi karşı cins bir kişi). O benim için tek kişi idi ve hayatımın sonuna kadar sadece bir kişi olacaktı o da o idi. Sırf ona olan muhabbetim ilkokulda ismini her defterime nakşettiğim ve kalbime yerleştirdiğim S denen o zaman ki düşünceme göre dünyadaki an güzel varlık sadece A’ya olan sevgimden dolayı ikinci plana itilmişti. Zaten ilkokuldaki bir aşk da nasıl olur ki. Şimdi S aklıma bile gelmiyor, ve hiçbir şekilde umurumda da değil. Peki ya orta okul ve lise dönemi; o zaman da çok güzel ve tatlı birisi çok hoşuma gidiyordu, C. Peki C ile hiç muhabbetim oldu mu?, hayır! Niçin? Çünkü A’ya olan sevgim C’yı da silmemi gerektiriyordu. Ve önemsiz birisi daha ama salla.
A’yı hiç aklıma gelmeyecek bir şekilde İstanbul’da gördüm ve de iki saat de karşılıklı görüştüm, peki ya sonuç. Neredeyse on bir yıl boyunca onun için kimseye göz kırpmadığın bu kişiyi nasıl buldun, hayallerindeki kişiye kavuştun mu? Uğruna on bir yıllık bir fedakârlık yaptığın kişi doğru kişi mi idi? Bilemiyorum, bu cevabın bir nedeni de anneme olan saygım ve sevgim zira annem hala onu benim için düşünüyor. Onunla iki saat konuştum ve ne bileyim bir türlü içim ısınmadı (bunda A’nın beni cep telefonu mesaj yağmuruna tutmasının getirdiği bana göre seviyesiz ve sıkıcı davranışın da büyük etkisi vardır). Peki, ne olacaktı, biz onunla taa ilkokula daha yeni başladığım dönemlerden beri belirsiz âşıklardık. Peki, ne olacaktı, bu kişi hiç de beklediğim tarzda bir kişi değildi ve ben de büyük bir saçmalıkla karşı karşıyaydım. Yıllarca sevdiğimi zannettiğim kişinin sıcak gelmesi bir yana nötr bile gelmedi. Ah Allah’ım o ne idi öyle ve peki şimdi ben ne yapacaktım. Kendimle de çelişiyordum. Devasa aşktan hiçbir hareket yoktu. Hâlbuki bir hikâyeye göre bir kadına âşık olan bir adam tam yirmi beş yıl boyunca sevgilisinin suratındaki kocaman beni görmemişti, nasıl ki kadın yirmi beş yıllık bir çabaya rağmen adamı elinin tersi ile itince adam ümidi kesmiş ve kadına “zaten senin suratında kocaman ben var” demişti, kadın da “sen yirmi beş yıldır gerçek âşıktın, şimdi ise artık gerçek âşık değilsin” demiş. Yani gerçek aşk bazı eksikleri de görünmez kılabiliyor fakat bizim iki saatlik görüşmemiz üstü örtülü birbirimizi suçlamakla geçiyordu. Yani bizler gerçek âşık değildik ve bunun sonu bu başlangıca bakılırsa hiç de iyi olamazdı.
Ve şimdi ne yapacaktım ya da ne yapabilecektim ki. Yılların sevgisini elimin tersi ile itecek mi idim? Neyse ki A bana yardım etti. Benim ona on yılı aşkın sevgim için platonik aşk tanımı verdi ve ayrıca aslında benim soyut bir şeye sevdalandığımı, esasında kendi kendime yaşadığım aşkın A’ya değil, hayaldeki kişiye olduğunu söylüyordu. Peki söyledikleri doğru mu idi? Aslında evet. Çünkü gerçekten de benim A’yı sevmem için hiçbir neden yoktu ve aslında A’nın yerinde birçok faklı kişi de olabilirdi. Kız doğru söylüyordu. Ben ona değil onun cisminde hayali bir kişiye âşıktım. Ama yine de tatmin edici bir sonuç olmalıydı ve hayalimdeki aşk da yine de bir şeyler olabilirdi ve belki de ben yanılıyordum. Geriye tek bir şey kalıyordu. Ona beni hatırlayıp hatırlamadığını soracaktım, ben onu hatırlıyordum bakalım o da beni hatırlayacak mı idi? Ondan alacağım “evet” ya da “hayır” cevabı benim için en büyük belirleyici sebep olacaktı. Evet, o eğer beni az çok hatırlıyorsa demek ki beni unutamayacak kadar sevmiş demektir, ben onu unutmamıştım. Ve “hatırlamıyorum” cevabını almayı umduğum A bana beni hatırlayıp hatırlamadığına dair soruya cevap verdi, “hayır, hatırlamıyorum”. Ve işte olay burada sona ermişti. Benim onu hatırlama sebebim ise ona olan sırıl sıklam aşkım değil, daha birçok olayı hatırlayabiliyor olmaktı. Köyde hep kavga ettiğim …’i, beraber oyunlar oynadığımız …’ı, ….’u, bir keresinde karlar üzerinde büyüklerin gazı ile güreştiğim …’i, ineğimizi, samanlığımıza girmiş olan kirpiyi ve daha bir sürü A’yı gördüğüm zamana ait olayı hatırlayabiliyordum. Demek ki bu da böyle bir hatırlamaydı ve ben sadece rüyalara çok büyük anlamlar yükleyen insanlar gibi bu kişiye çok büyük anlamlar yüklemiştim.
Hepsi bu kadar!
Üniversiteye kadar hayali sevgilime sevgilerimi hediye ettim, peki ya üniversitede sevgimi neye harcadım? Bir de illaki sevgi vermek zorunda mısın ki? Maalesef, evet. Çok seviyorum, çok nefret ediyorum, çok hoş duygular yaşıyorum, çok bunalımlı hisler yaşıyorum. Nefretimi bir şekilde küfür ederek falan boşaltabiliyorum. Bunun için Türkiye gündemini ve gündemdeki şerefsizlerin isimlerini ve icraatlarını hatırlamak yeterli. Peki ya o deryalar gibi sevgini ne yapıyorsun? Bu sevgimi talebelere veriyordum, onlara hizmetten gelen bir sevgim olduğu gibi hizmeti pratiği dökme adına sevgimi belli etmesem de talebelere veriyordum. Hatta bazı zamanlar aptal bir talebeye farkında olmayarak bağlandığım bile oluyordu ve nitekim sonuncusunu da ki bu en etkili ve uzun süreli olanıydı ve bu bağlanma da aslında sevgimi farkında olmadan bir şeylere verme şeklindeydi. Ne bileyim bu da bir realite. İnsan sevme duygusuna sahip bir canlı. Ben de seviyordum. Sevgimi somut şeylere boşaltmam biraz ızdıraplı olmuyor da değil. Bu sevgimi müziğe, hobilerime, kedilere veriyordum. Burada da sevgimin nisalara kaymaması esastı. Kadın şarkıcı da dinlemiyor(d)um, (şimdi de dinlediğim gibi -Time to Say Goodbye, kim söylüyor bilmiyorum- bir iki istisna var). Peki ya şimdi neyi seviyorum. Hiçbir şeyi. Sevmek zorunda mıyım? Hayır ama bu istem dışı oluyor. Talebe sevgisinden, plato-garip aşkımdan vazgeçtim. Sadece müziğe karşı sevgim devam ediyor ama….
Okula gitmek beni dış dünyayı görme sebebim oluyor. Bugün ilk gördüğüm günden beri dikkatimi çeken fakat tamamen dünya tarzımızın ters olduğunu düşündüğüm kişi dikkatimi daha fazla çekti. Biliyorum bu bir salaklık ama “bazen mantıksızlık en büyük mantıktır” sözüne göre göz göze geldiğimiz ama benim kendimi gözümü çekmek zorunda hissettiğim enstantanede içimde bir şeyler oldu kalbimin oralarda, sağında bir yerde bir şeyin salgılandığını hissettim, kim bilir ne hormonudur. Biliyorum ki, bilmiyorum ki bu o değil (gene hayali birisine aşığım bunun ismi Hiçiye, fakat bu on yıl falan sonra ortaya çıkacak türden değil, her an ortaya çıkabilir. Onunla Amerika’da karşılaşmayı tasarlıyordum ama bu düşünce tam bir geri zekâlılık en az bu kişiden hoşlanmış olmuş olmak kadar). Ama sakın bu o olmasın. Ama içimdeki olmayan şeye göre karşılaşacağım kişi tesettürlü (bu da nasıl olacaksa, bir tesettürlü ile nasıl göz göze gelinebilir ki, al sana bir paradoks) olacaktı. Sonradan da tesettürlü olmasa olmaz mı ki. Hem bir kişi daha kazanılmış olunur (bunu kim diyor, şeytan mı, nefsim mi yoksa kaderim mi?). her neyse her ne olursa heyecan yaşamaya değer. Yapmak gereken duygularımı kontrol altına almak… Bunu iyi biliyorum ki bu çok zorlu bir savaş ama birkaç değişik savaş yaşamak diğer savaşı meşru kılıyor. Ama çook güzel (bu fiziki anlamda değil, ama gözler yalan söylemez, gözler ruhun aynasıdır falan..) Su beni ona doğru sürüklüyor, acı (nereden biliyorum ki) ama gerçek.
Ulen ben eğer böyle bir olaya girersen, var ya!! Ne, ne var ya! Zaten ufak bir problem bu olayı bitirecektir, her ne olursa olsun bu konuda taviz veremem. Biliyorum ki bu olay çok önem vererek ve aşırı seçici ve mükemmeliyetçi olarak aldığım ve beğendiğim şeylerden daha önemsiz değil. Bu da benim en büyük gücüm ve bu güç aşırı iddialı. Unutma! En ufak bir fiyasko belirtisi hemen düğmeye dokunup kendimi görünmez yaparak başladığım noktaya varma sonucu ile neticelenecek. İdealimdeki sonuca ulaşma yolunda en ufak bir hatırlanmama olayı bile etkili ve geçerli bir sebeptir. Hadi, hastt.
İllaki bir şeylerle uğraşmak zorundayım ve işte uğraşacak bir şey..al al
Delirdim herhalde ya da kendimi iyice kaybettim. Bana bir şeyler oluyoorrrr!! Şartlar beni yoldan çıkardı. Delirdim. Evet, evet delirdim. Oh, oh ne güzel artık ben bir deliyim..
Allah’ım ne olur bana hayırlısını nasip et, iyice zıvanadan çıkmak üzereyim. 01:20
2002 09 25