Bu ne biçim iştir? Bu ne zayıflıktır, bu nedir? Asla bana uymayan, alakası olmayan, dünya görüşünden, ahiret görüşüne kadar hiçbir yönden bana ve benim yapıma ters olduğu her halinden belli olan birisine sebepsiz yere ilgi duydum. Ve bir keresinde ders esnasında çok kısa sürmesinin yanında benim hemencecik gözümü çevirmek zorunda kaldığım göz göze gelme olayından beri o, ismini bile bilmediğim nisa, düşüncelerime girdi. İstesem de istemesem de sık sık aklıma o geliyor, onunla ilgili hayaller canlandırıyordum. O artık benim için okuldaki, sokaktaki, dünyadaki diğer nisalardan farklı bir anlam ifade eder olmuştu.
Başından beri biliyordum bu işin saçma olduğunu, aptalca olduğunu, başlarken bitmese de bir yerde er ya da geç ama kesinlikle biteceğini biliyordum. Kendimi onunla aynı frekansa, en azından şimdiye kadarkilere nazaran sahip görüyordum. Onu ilk gördüğümden beri hep ilgim üzerindeydi. Bu belki aradığım “o”dur dediğim kişidir diye ilk başta düşünmemiştim. Sonra sihirli an, gözlerin karşı karşıya geldiği an bunun “o” olabileceği hissinin oluşmasına neden oldu. Zamanla bu “o” değil diye düşündüm. En nihayet de bunun asla “o” olmadığını kabullendim. Ve son cümlem de paradoksal olarak bu işin bittiğinin bir göstergesi oldu. Başından beri “bu kesin o” hiç demedim. Fakat şimdiye kadar uzak kaldığım bir dünyanın yakınlarındaydım ve içimdeki psikolojik boşluk da bu durumu körükledi. İçimize derç edilmiş olan karşı cinse olan ilgi bulduğu minik boşluktan çıkmak istedi. Ama ben biliyorum ki bu boşluk sadece bir kişi ile ya açılacak veya ömür boyu hiç açılmayacak.
Peki öyle de bu da neyin nesi idi. Buna niçin alaka duydum. O bir kere hiç ilgimi çekmeyen, bir insan olmaktan başka bir anlam ifade etmeyen diğer insanlardan biraz farklı, halen de öyle. Yani eninde sonunda insanların daha görür görmez içinin ısındığı kendi cinsinden ya da karşı cinsten birileri oluyor. Hatta bir çok eşya bile insanın ilgisini çekebiliyor. Bir araba, bir demet çiçek, bir resim, müzik ya da başka bir şey, yani sebepsizce ve mantıksızca sevebileceğimiz bir çok varlık, hatta yokluk bile var. Bu tür şeylere “niçin seviyorsun” dendiğinde mantıksız bir davranış sergilenmiş olacaktır. Niçin “Love Story” parçasını seviyorum, peki ya niçin “kedi”yi seviyorum, ya niye bazı cep telefonlarını daha ilk görüşte seviyoruz? Çünkü seviyoruz, o bizde istem dışı bir duygu, bir haz oluşturuyor. Bu da buna benzer bir sevgi. Bir BMW’ yi sevmek, bir aslan yavrusundan hoşlanmak, bir uçak karşısında büyülenmek, haz aldığımız o nesnelerin bizlerin olması gerektiğini göstermez. Onlara sahip olmamak, olamamak da o nesnelere asla muhabbet duymamamızı gerektirmez. Seversin ama şartlar ondan uzak olmanı gerektirir. Belki de dünya da altı milyar kişiden sevmeye uygun, hemencecik rezonansa girilebilecek on bin tane alternatif kişi vardır. Bir göz göze gelmede belki aklın başından gidecek ve de karşılıklı frekans uyumu sağlanacak binlerce kişi vardır. -Çay içiyormuşuz, hemen gideyim- Zaten hayatımız da hep ölçüler dahilinde ve de bir şeyin hepsini ele geçirme değil de meşru dairedeki keyif sınırları içinde kurallarla çevrili ki bu kuralların taamıyla mantıklı olduğundan en ufak bir şüphem yok. Şimdi bir nisa hoşuma gitti diye ona sahip mi olmalıyım. Ya da diyelim ki çok hoşuma giden tam anlamıyla rezonans olduğum üç dört değişik nisa var. Bu durumda hepsine sahip olamayacağımıza göre bazı duyguların bizi aptallık yapmaya sevk ettiğini ve istediğimize belli şartlar dahilinde ele geçirmemiz gerektiğini baştan kabul etmemiz gerekiyor.
İyi de bunu ben her zaman zaten kabul ediyorum ve ediyordum da ama bir şey var ki, bir duygusallık, bir ne olduğu belirsiz isteme, arzu duyma, hak getire. Sanki içine girdiğimiz odada çok güzel bir koku var ve ben bu kokuyu duymamaya çalışıyorum. O kadar ki zor, burnunu tıkamayacaksın ama kokuyu da duymayacaksın ve odadan da ayrılmayacaksın. İstemek, istememek ve bu iki fiil arasında seçim yapmak. O kadar zor ki. Tam bir çatışma. İstemiyorsun ama ona karşı acayip bir ihtiyaç hissediyorsun. Biliyorsun ki içtiğin zaman zehirleneceksin ama bir yandan da elin onu kafaya dikmek için uzanıyor.
Bu aptallık benim açımdan ufak çaplı bir leke olarak kafama kazınmış oldu. Lisede iken bile çok daha güzel ve buna göre daha uygun olanı bile hayalime sokmamayı başarmıştım da buna bir türlü engel olamadım. Ama biliyorum ki kurtulmak için çaba sarf ettim. Engel olamadım, az kalsın girdap beni, bendeki aptallıktan uzak duyguları alıp yutuyordu. Nasılsa gözlerden yayılan sihirli elektriklenme az kalsın beni vakuma sürüklüyordu. Az kalsın yutuluyordum. Neyse ki hafif sıyrıklarla atlattık.
O kadar ki elimde olmayan ya da elimde olmadığını zannettiğim duygularım beni tepe taklak edecekti. Ta ki bugün o aptal nisayı birisi ile sarmaş dolaş olarak görmem aklımı başıma aldı da hislerimin esiri olma zilletinden uzaklaştım. Ah aptal hissiyat, ah geri zekalı kendini kandırmışlık, ah kaybedilen bilinç.
Ama ya ben! Çok duygusalım. Bu duygusallık içinde bulunduğum kısmen parasal ve ruhsal boşluklardan faydalanarak beni çaresizleştiriyor. Bunlar isyan kelimeleri değil ama yaşadığım hayattan hiç tat alamıyorum. Kendimi hep tatmin olmamış hissediyorum. Her zaman bir boşluk yanım var. Belki yakin azlığındandır diyeceğim de benim sorunum daha çok başarmış olmak ya da başarısız olmuş olmak. Bir de her zaman ki borç ekonomim. Bu tür duygularımı aptallıklara kaptırma yolundaki bağışıklık sistemim parasal sorunlardan dolayı iyice güçsüzleşti.
Yaşadığım bağımlı hayat tarzı, yani borç almak, belki dışa vurulmuyor ama beni çok yaralıyor. Her borç istediğimde üzerinde durduğum zemin sallanıyor altımdan zemin kayıyor, ve ruhumdaki bir boşluktan aşağıya doğru dengem biraz daha yitiriliyor. Tamam kabul ediyorum, dünyadaki en mükemmel kişi değilim, çok sıradan ve gerzek aynı zamanda kendini bir şey zanneden kısmen ukala ama aptal bir adamım. Tamam, gururlanacak bir kişiliğim ve karakterim yok. Tamam, tamam, tamam. Ama borç almaya tahammül edemiyorum. Bu kadar sefil bir ruhum olmasına rağmen borç alma psikolojisi artık önümdeki en büyük engel olarak duruyor. Derslerdeki başarısızlığa bile tahammül edebilir hale geldim fakat buna tahammül edemiyorum. Duygusal zayıflığımı bile eninde sonunda para meselesine bağladım. Bilemiyorum ki eğer paralı birisi olsaydım, bu nisa olayından böyle sıyrılabilir miydim. Aslında bir de öylece bir kavga vereyim bakalım ne olacak. Hi ho ha.
Yaralıyım. Paradokslar içindeyim. Bunları hiç deşip de kendime sorunlar üretmeyeyim. Böyle diyorum ama bir yandan da şöyle uygun birisi olsa da onunla arkadaşlık yapsam da dile getiremesem bile istiyormuş gibi bir halim de yok değil. Sanki birisi ile arkadaş olsam ne olacak. Aptal aptal bir de onun ile uğraşacağım. Bir de kadir kıymet bilmez, geri zekalının birisi için kendimi hırpalayacağım, belki de. Aman Ya Rabbi işler bir şekilde işin içinden çıkılmaz hal alıyor. En iyisi hislerin üzerine kül döküp, en azından şimdilik mantıklı davranmak. Zira mantıksızlık yapıp duygularımı zedelemek istemiyorum. Hislerim olacaksa olacak olan “O”nun için buzdolabında bekleyedursun. Ben de bu arada böyle şeyler yaza yaza yazar olup çıkayım. Ha ha ha.
Alem adamım ya. İşim gücüm yok böyle saçmalıklarla uğraşıyor kendime iş çıkarıyorum. O’lum yürü git ders çalış da okulu bitirsene! Kazma! Ya neyse sen de kendince eğlen işte. Her geçen gün senin erimeni izliyorum. Vah vah. Sen deki psikolojik travmaları gözlemliyorum. Ne olacak bu dananın hali acaba. Ne kadar paradoksal bir adam. Başını ikilemlerden kurtaramıyor, şimdi de iki farklı kişi oldu karşımıza çıktı. Durum vahim herhalde. Adam gün geçtikçe cozutuyor, aman neyse sen onun gibi olma. Hah buldum ben iki kişi olayım. Yok yok olmayayım. Şimdi ikimizden birisi kötü olacak, sonra o halde ölürsek beni tek kişi olarak ve kötü kişi olarak sorgularlarsa ayvayı yeriz. Kötü kişi de olayım ama kötü adam hidden file olsun. Ya deliriyor muyum, yoksa akıllanıyor muyum. Kendimden uzaklaşıyor muyum, gittikçe kendime mi yaklaşıyorum. Ben bir psikologa gideyim bari. Yok boş ver, paran yok. O zaman geber!. Ne yapıyorum ben bunları yazarak yapmak istediğim ne. Ne oluuuyoooor. Bana bir şeyler oluyor delleniyorum / akıllanıyorum galiba. Çizgime yaklaşıyorum / uzaklaşıyorum, rahatlıyorum / bunalıyorum. Dengesiz bir patlama mı yapacağım yoksa, yoksa yaptım mı. Yeteeeer!!!!!!
2002 10 09