Binlerce duyguyla mücehhez yaratık; insan. Ve bu duyguların bazılarının maksimal seviyede seyrettiği gençlik. Dinamizm, hareket, engeller, aşılması gerekenler ve irade, mücadele. Yaşananlar duygu bastırılması mı, fıtrata karşı savaş mı; veya zorlukları aşma çabası sarfetmenin insanı yüceltmesi ufku mu? Bunu bilmiyorum. Ve bildiğim bir şey var; bilmediğim o kadar çok şey var ki. Ne bilmediğini bir insan nasıl bilebilir ki?
Ergenlik sonrası insanlarda, yani bizlerde, harekete geçen üregenital sistem insanı üremeye yönelik aktivitelere meyilli hâle getiriyor. Ve bir dönem bir çok insan gizli ya da açık bu merakını ve otomatik davranış özelliklerini ortaya koyuyor. Şehvani yanını tatmine çeşitli duygularıyla yelteniyor. Gözle, kulakla, vs.. ile. Gerçekten zor bir mücadele.
İnsanın eline ateşi iyice yaklaştırırsan yanma hissinin ortaya çıkması kaçınılmaz olur. Batırılan bir iğne acıyı doğurur. Peki içinde yaşanılan bu toplumda yarı çıplaklık neye sebep olur? Tabi ki cinsen uyarılma vaktine erenlerde ..??.. ateşe yaklaşmasına neden olur. Neyse ki belki bu devreyi atlatmak zor ama imkansız değil.
Bir de ergenlikten daha sonraki devir ya da ergenlik dönemlerinde her zaman hissedilen fakat bazı zamanlar belli olan bir duygusal partner isteği. Bu durumda ne yapmak gerekiyor? Duygusal bir insanın bunu aşması gerçekten durumun bayağı zorlanması anlamına geliyor. Aslında ilgi duyulmaması gerekenlerde bu duygusal yoksunluğun tezahürü olarak aktivasyon kazanıyor. Bundan sonra ise başlıyor komedi. Olmadık karşı cins artık maşuk oluyor ve duygusal eksiklikler yaşayan aşık ise sadece onu düşünür oluyor. Sadece onu..
Nedendir bilinmez ama bazen mantıklı davranmak gerekir. Ama bazen de mantıklı davranılması gerektiği gerçeğinin farkına varılınır fakat mantıksal olarak da içinde bulunulan hisse karşılık vermek mantık ötesi mantık oluverir.