Bugün üniversite hayatımın ilk ticaretini yaptım. Bir şekilde kendimi bilgisayar satıcısı olarak niteledim. Şimdi … ve …’le beraber … Bilgisayar isimli olmayan ama olduğu hissedilen garip bir bilgisayar satma şirketi kurduk. Ve o (acayip, çünkü ne idüğü belirsiz.) şirketimiz bugün ilk ürününü sattı. Ürünümüz bir adet güç kaynağı, kârımız ise 800 bin TL (1 ekmek 250 bin lira) lira. Aslında 10 dolara aldığımız malı, 10 dolara satarak (satmak denirse tabi) 0 TL kar yapmayı amaçlıyorduk. Ama her nasılsa güç kaynağını 10 dolara satın aldığımız şirket 19 milyon 800 olan ürünü 19 milyona bize verdi. Eh ne yapalım bu lütuf bize 800 bin lira kar yaptırdı.
Bu parayı ne yapmamız gerektiği hususunda fazla kafa yormadık. Yani yeni yatırımlar yapma, reklam çalışmalarına ayırma ya da başka bir şey. İlk yaptığımız iş o paraya bir 450 bin lira daha katıp bir şeyler satın almak oldu. İki adet çikolatalı gofret ve iki adet de çikolata. Hımm, fena değillerdi ..’le beraber birer tane yedik ve hala karnımda o şeyleri hissedebiliyorum. …’in payını ise salladık. Çünkü benden bir iki kez fotokopicide falan bozukluk falan istemişti. Bizde 800bin/3 lirayı onların yerine saydık. Yani …’e minik bir kazık attık, ama her neyse vicdanım rahat değil. En azından kendine onu görünce bu durumu söyleriz olur biter.
(Aslında ilk ticareti ilkokulda iken mezarlıkta su satarak yapmıştım ya neyse. Şimdiki kendimi bağımsız hissetme adına yapılan bağımsız ve zorunlu ticaretti) Uğğğhkjhkk 8 nisan 2003
Şimdi ise 2003-05-12 ve ..C’de tık yok. Satışlar tek kelimeyle kesat. Bu işte pek gelecek yok gibi duruyor. Galiba bu girişimimiz başarısızlıkla sonuçlanacak. Hatta sonuçlandı bile diyebiliriz. Bir bilgisayarı bir arkadaş aracılığı ile arkadaşın arkadaşına satacaktık. Bir gün sonra bizim için önemli bir sınav olmasına rağmen satış yapma ihtimali ile kalkıp Ferahevler’den Mecidiyeköy’e geldik. Adamlara belirli bir fiyat tespit falan edildi. Ama sonuç; hüsran! Alıcılar fiyatı fazla buldu. Halbuki biz alıcı adaylarına yardım adına vize öncesi 3-4 saatimiz gitti. Bir çok değişik ürün alternatifi arasında müşteri adaylarına yardımseverlik adına bir çok optimum sistem oluşturmaya çalıştık. Didindik, uğraştık, çabaladık, istedik, umutlandık, mık, tık, tıss, fıssss. Kârımızı bile aşağı yukarı tahmin ettiydik. Bizlerin gramlıkta olsa kâra, daha doğrusu ticari başarıya, en doğrusu ise başarıya ihtiyacımız vardı.
Ama ne yapılabilir ki? Olan olur, olmayan olmaz. Çabalar ise olma ihtimalini artırmak içindir. Soktuğumuz bu anahtar da (daha önce logo yarışmasına katıldım, bir yazı (….)yi değerlendirmeye çalıştım, özel ders verme teşebbüsünde bulundum, İnternet’te bazı sitelere CV verdim, ..TV’nin metin yazarlığına başvurdum, yeni çıkacağı söylenen bir çocuk dergisine başvurduydum…) doğru anahtar değilmiş.
Kapıyı mutlaka açmamız lâzım. O halde sıradaki anahtarı deneyeceğiz. Bir dershanede öğretmenlik yapma anahtarı. Bu da muhtemelen yanlış anahtardır. Eğer öyle ise sonraki anahtarı deneyeceğiz. Bir dakika ne anahtarı. Sırada başka anahtar yok. Eyvah! O zaman önce bir anahtar bulmam lâzım. Anahtar da aranınca bulunan bir şey değil. Öyleyse bir anahtarın bana gelmesini bekleyeyim.
En kısa zamanda bir anahtar ya da doğru anahtarın bana gelip “Selam. Ben anahtar. Beni bekliyormuşsun” demesini bekleyeceğim.
Ne diyorum ben ya! Her neyse..