Bir orta boy soğan ve üç adet sivri biberi yağda kavutup bir de üzerlerine bir domatesi ekledim. Elimdeki üç domatesin ikisini yarın yapmayı düşünüdüğüm kahvaltı için ayırdım. Dolayısıyla yaptığım garip melemenimtrak yemeğe sadece bir domates kullanabildim. Domatesin hemen ardından geçenlerde sipariş olarak evimize geldiğinde yediğimiz tavuk dönerden arta kalan beleşe gelmiş olan pul biberler kattım. Bir de tuz.
Peki tüm bunlarda garip olan ne? Garip olan biberler meğersem acı imiş. Üzerine bir de pul biber. Sonra gel de ye.
Nasıl oldu bilmiyorum ama bıyığında çıktığı üst dudak burun arası ve burnum, ah acayip bir acı var. Nasıl becerdim bilmiyorum ama tamamını yiyemediğim melemenimtrak yemekten geriye yaklaşık bir buçuk litre içilmiş su ve bu acı kaldı.
Amaan neyse. Ne önemi var sabah kalktığımda hiç bir şey kalmamış olacak gibi..
Kurtulmaya çalıştığım bir güzelden kurtulabilme yolunda yeni bir gelişme oldu. Bayağı bir gelişme kaydettim. Aklıma gayr-i ihtiyari takılıp duran bir güzel yaratık artık yalnız değil. Bir kaç gündür ikinci bir güzel yaratık daha beynime misafir olmaya başladı. Hadi hayırlısı.
Benim bildiğim bir insanın beyninde karşı cinsten olan tek misafir olur. Ama durum öyle değil. Çünkü normal şartlar altında adı konmuş bir şekilde misafir olunduğu zaman tek misafir kontenjanında bir kişi oluyor. Fakat bu şekilde kurtulma çabası sarfedildiğinde nedense misafir sayısı artabiliyor.
Sorun şu aslında. İçimden bir his (bu his bir çeşit hayvanlardaki sevk-i ilahi gibi bir şey, ya da ondan işte) beynime kalıcı bir güzel misafir istiyor. Her ne kadar bunun aksine savaş versemde, akan ırmağın önüne kollarımı açıp sed olmaya çalışsamda durum bundan ibaret.
Dayanılmaz, ama dayanılması gereken otomatik kontrol sistemi beni yönlendiriyor. Sistem kurulmuş işliyor ve buna karşı koymalıyım.
Üff. Ama nasıl bir değil iki tane (kebapçıda bir arkadaş ile tatlı yerken göz göze geldiğim gizemli ve mükemmel yaratığı saymazsak) muhteşem yaratık beynime yerleşmiş kendilerinin düşünülmesini zorlayarak beni hapsetmiş vaziyetteler.
Aman Allah’ım bugün ikisini de gördüm. Ne kadar da hoşlardı.
Uff, burnum yanıyor. Ne kadar acı biberlermiş be. Şu sivri biberlerin bu özelliği hoşuma gitmiyor. Tamamen risk, acı da çıkabilir, tatlı da. Bilsek ne olduğunu ona göre davranacağız. Her zamanda kullanmadan önce tatlarına bakılmaz ki.
Demek ki iki farklı yaratıktan hoşlanıyor olmam birini çok sevdiğim, onun için yandığım tutuştuğum anlamına gelmiyor. Benim sorunum. İkisininde ortak olarak bana sunabilecekleri tebessüm dolu gülücükler. Ve ne olduğu, nasıl olduğu hakkında bilgimin olmadığı, ama en azından her şeyin çift yaratılması hasebiyle doğal bir rezonansın olması relitesi belki bu durumu açıklar mahiyette sayılabilir.
Yani eğer ben bulunduğum ortamlarda aklımı başımdan alabilecek türden, bunlara benzer yaratıklarla karşılaşırsam bu iki sayısı daha da yukarılara çıkabilir. Merak ettiğim hepsi benim içimin ısındığı formatta bu tür yirmi karşı cins ile aynı ortamda bulunuyor olsam ne olurdu?
Eeee! Ne? Ne olacak bu yaratıklar senin susuzluğunu çektiğin diğer kutupla yaklaşma nedenlerini senin adına üst seviyelere çıkaran türden canlılar. Keşke olmasalardı. İyi ki sadece iki tane. İyi ki ikisi ile de hiç bir şekilde bir konuşma vb işim olmuyor.
Ama, çok harikalar.