Kafam tek kelime ile allak bullak. Ne bileyim. Ne yapacağım, ne yaptığım, neden yapmadığım, ne? Hiç birisi belli değil. Belli olmaığını düşünebildiğim bir şey de mevzu bahis değil.
Bir türlü motive olamıyorum. Kafamın içinde milyonlarca ne idüğü belirsiz, bilinmeyen ağırlık var. Bu ağırlıklar beynimde dolaşıyorlar, çakışıyorlar ve her biri diğerini angelliyor ya da ittiriyor.
Tüm vücudumda da sebebi belirsiz bir ağırlık ve yorgunluk var. Aklıma ölüm geldi. Yataktan kaktığımda sanki tüm uyuma sürem boyunca bir sürü bünyeyi sarsıcı ağır iş yapmış gibi kalkıyorum. Normalde yataktan dinç kalkılıyor herhalde ama ben tam tersi aşırı yorgun olatak kalkmaya çalışıyorum. Zaten rüyalarım da bir garip. Bir sürü rüya görüyorum. Kalktığımda birçoğunu hiç hatırlamıyorum bile. Belki de hatırlamıyor olmam iyidir. Çünkü hatırlayabildiklerimde genelde acayip, hiç görmemiş olsam daha iyi olabilecek türden saçma sapan, sarsıcı rüyalar. Hatırlayamadığım rüyalar hakkında tek yürütebildiğim tahmin ise büyük ihtimalle ya kaçma sahnesidir, ya işkence türü bir şeydir, ya çaresi kaldığım bir olay gibi bir şey falandır.
Offf!
Tüm bu olanlar acaba sebep mi, yoksa sonuç mu? Ne sebebi, ne sonucu? Ben ne diyorum. Bunları diyen ben miyim? Kimle konuşuyorum? Sen kimsin? Neler oluyor? Ufff!
Niye? Nasıl? Neden? Ne zamana kadar?
Boynumdaki bu ağrı da ne? Sol kulak ve çene kısmındaki bu garip sızı da ne ola ki?
Bir şey yapmak istemiyorum. Çok şey yapmak istiyorum. Düzenli olmam lazım. Tertipli olmak için her türlü gayreti göstermeye hazırım. Ama bir türlü düzeltemeiyorum. Her şey benim istememle olmuyor, olamıyor. Ahhh!
Aklım. Aklım niçin karışık. Yoksa akıllı adamın kafası karışık olmaz mı? O halde bu ne demek oluyor. Ben şimdi çok mu akıllıyım?
Aaahhh! Aklımı karıştıran ne? O mu? Olabilir mi? Değilse niçin hemen aklıma o geldi? Niçin o? Haaayır, çok saçma.
Peki ya ne? Ne? Ne? Neeeee?
Ihhk, hemen arkamda çalışılması gereken ders araç gereçleri var. Niye varlar? Olmamalıydılar. Hepsini yakmalı. Sanki arkamdan saldıracakmış gibi ne diye arkamda bekliyorsunuz. Sizinle yüzleşmek istemiyorum. Haayır, yüzleşmem gerekiyor.
Bardaktaki çayın seviyesi, onu içmemden dolayı iyice aşağıya doğru gitti. Galiba daha fazla sadece ağzımla çay içemiyeceği. En iyisi artık bardağı tutup, kavrayarak ağzıma götürüp, yeterli miktarda eğik hale getirip düzenli bir şekilde ağzımın yanmasına mahal bırakmayacak biçimde içeyim. Hah evet içmek fiili.
İşe yaradı. Ama çay için iyi olmadı, belki de iyi oldu. Artık çay mideme gidiyor. Sonunun ne olacağını bilmem ama artık bardaktaki tüm çay benim içimde.
Saçmalıyorum gibime geliyor. Yoo, hayır olması gerekeni yapıyorum.
Niçin her şey için bu kadar çok kafa yormak gerekiyor?