Damarlarının içinde gezenden, beyninin kıvrımlarında dolanandan, hayallerini süsleyenden, acıdan, gerçekten ve acı gerçeklerden ne kadar kaçılabilir ki? Böylesi bir durumda kaçmaktansa beklemek daha mı iyidir? Yoksa hepsini kabul mü etmek gerekiyor.
Kaçmaya çalışıyorum, ne olduğunu bilmediğim ideallerimden, kim olduğunu tanımadığım güzelden, yaşamak istemediğim psikososyal (doğrusu; parasızlık. Khıhk, tüüh!) keyfiyetten, ondan, bundan, şundan. Hepsi boşuna gibi. Bazı şeyler yaşanmalı gibi. Yaşamaktan kaçmaktansa, daha çok yaşayarak bıkmak daha iyi olur gibi.
Tüm olumsuzlukları düşünmemeye çalışıyorum. Kafamı karıştırmamak, boşu boşuna gam çekmemek istiyorum. Tüm mantıksal gerekçelerimle duygularımı mağlup etmeye çalışıyorum. İçi tıka basa su dolu kocaman bir balondaki deliklerin hepsini kapatmaya çalışıyorum. Ama… Ama yoruluyorum. Ne kadar kaçınsam da bazı gerçekler kendilerini hissettirmek için en küçük bahaneleri bile kullanabiliyor.
Biraz sakin müzikler dinlemeyi denedim. Ne oldu? Melodi açık ara fark atarak uzaklaştığımı sandığım duygusal anaforlarımı harekete geçirdi. Meğerse çok gözden kaybolduğunu sandığım şeyleri de beraberimde taşımışım. Hepsi içimde. Damarlarımda geziyorlar.
Onları sevmek istiyorum. Onları çook seviyorum. (yalan!; değil; mi acaba?)