“İşte olan oldu. Bütün çalışmalarım boşa gitti. Peki ama niçin? Tüm bunları hak ediyor muyum? Çıldırmamak mümkün değil.
Şimdiye dek hep insanların birbirlerini öldürmelerini saçma sapan bir hareket olarak nitelemiştim. Nasıl olurda cinayetler olurdu? Bu bir türlü aklımın almadığı garip bir bilmeceydi.
İnsanlar dünyada neyi paylaşamıyorlar ki? Her mesele bir şekilde iki tarafın biraz esnek davranmasıyla ya da taviz vermesiyle çözümlenemiz miydi? Gazetelerde niçin bu kadar cinayet haberi vardı. Ve televizyonlardaki, filmlerdeki adam öldürmeler nasıl oluyor da gerçek hayatta da olabiliyordu.
Anlayış denen şey her insanda az çok bulunmuyor mu? İnsanlar birbirlerinden niçin nefret ediyor, edebiliyor? Niçin bir çok kez de zincirleme cinayetlerin fitili ateşleniyor.
İşte bu tür sorular benim için cevaplanması mümkün olmayan sorulardı.
Tâ ki bu adamla tanışana dek.
Yani .. ile tanışana dek.
Böyle bir adamın bu dünyada bulunması kesinlikle kabul edilebilir değil. Bu adamnı kesinlikle bir şekilde dünyamızdan tecrit edilmesi gerekiyor. Ve bir konudan kesinlikle eminim ki bu adamın tecrit edilmesi için tek geçerli yol onun canının bedeninden ayrılmasıdır. Yani hareketsiz ve nefessiz kalması, yaşanan bu dünyayı hissedememesi.
Ne demek istediğim anlaşıldı herhalde. Bu adamın ölü olması gerekiyor. Şu anda yaşadığına göre bu adamın öldürülmesi gerekir gerçeği ile karşı karşıyayız.
Bir şeyi çok iyi anladım ki insan öldürmek çok gerekli ve kolay bir iş. Bu adamın (yaratığın) ölü olması gerekiyor. Ben ve o aynı ortamı, bu dünyayı paylaşmamalıyız. Onun yaşaması, benim de onun yaşadığını biliyor olmam benim “yaşayan ölü” olmam demek. Ben “yaşayan ölü” olacağıma o yaşamayan ölü olsun.
Dünya bu adamdan kurtulacak. Ben onu öldüreceğim. Hem de en ufak bir acıma hissi yaşamayarak ve minimum da olsa vicdan azabı çekmeyerek.
Niçin bu kadar az insan öldürülüyor. Nasıl oluyor da cinayetler bu kadar az. Aslında dünyada… gibi ölmesi gereken bir sürü geri zekalı var.”