Şu dünyada rahat bir kafaya hiç sahip olunmuyor herhalde. İllaki kafada problem olarak düşünmek zorunda hissedilen bir şeyler bulunuyor. Ya da aslında demek istediğim başka bir şey mi? Yani kafada düşünülen bir şeyler mutlaka olur ama asıl olması gereken ne düşündüğün olayı. Saçma sapan şeyler veya negatife sürükleyen şeylerden kurtulma çabası düşünceleri yerine maksimum verim ve kalite artıcı şeyler düşünmenin güzelliği belki kafayı rahat hissettiriyordur.
Kafam boş olmasın ama acı verici şeyleri düşünüyor da olmayayım. Daha doğru bir ifade ile söylenecek olursa kafamın içinde acı da olsun ama bu acı boş yere çekilen enayimsi ızdırap olmasın. Ne demek istediğim açık…
Para. Allah’ım şu lanet metayı düşünmekten ne olur beni kurtar. Bunu düşünmekten hiç bir şey yapamıyorum. Sırf bu sıkıntıyı çekmemek için yok olmayı tercih ederdim. Krallar gibi olmakta gözüm yok, bari borç alma pozisyonunda olmasaydım. Üfff!
Maalesef yapabildiğim en yüksek anlayış seviyesi, bir şeyleri hissedebilmekten daha fazası olamıyor. Bir şeylerin farkına bile varamıyorum. Sadece hissediyor gibi oluyorum. Bu tek başına kafamın karma karışık olmasına yetiyor, artıyor bile.
Aslında hissediyor gibi olduğum, ne olduğunu bilemediğim şeylere ulaşmak için ne yapmam gerektiği konusunda sanki biraz fikir yürütebiliyorum ama.. Sadece bununla ilgili olarak dafikir yürütülebileceği aşamasına kadar ilerleyebiliyorum.
Eşik değerini aşabilme modunu elde etme yolundaki eşik değerinin biraz altındayım, fakat eşik değeri aşma eşik değerinin üzerine çıkamıyorum. Kesinlikle biliyorum. Bir şeyler var ama. Hepsi bu.
Aklın sınırları var mı? En azından benim aklımın sınırları nereye kadar. Görünen sınır bir de olan ama ilerlemediğimiz için bilmediğimiz sınır noktası var. Görünen sınırı aşmak gerekiyor. Bu sınırı aşmanın ne demek olduğu açık olmasa da tahmin edilebiliyor.
Yapılması gerekenin çile, ızdırap ve benzeri kelimelerle ifade edilen bir şey olduğu söylenebilir. Ama durduk yerde neyin sancısını niçin çekeyim. Niçin çektiğimi bilmediğim acı ile niçin kendime işkence edeyim.
Yok. Bu bana göre değil. Acı çekmeyi göze alamayacağım. Bu çok zor. En azından kendi irade gücümle yapamayacağım bir şey. Mutlaka büyük bir gücün ittirmesiyle olabilir. Bu da olursa olur, olmazsa olmaz. Bu konu beni aşar. Belki zorunlu ızdırap bir yere kadar götürebilir, istemesende katlanmak zorunda olunulan işkence. Ama o nereye kadar? Eninde sonunda kendi iradenle “acı” şıkkı seçmek zorundasın.
Buna cesaretim var mı? Yok. Çok zor. Peki zorunlu ızdıraba ne dersin. Bu olabilir. Nasıl olsa başka alternatif olmayacak. Ama enayi acısı olmadığını nereden bilebileceğim? Bilemeyeceksin. Bu biraz riskli. Çekersin ama sonuç bir ihtimal hesabıdır. İrade ile seçmeyince sonuç böyle oluyor. İstenilse de istenilmese de.
En iyisi Yüce Yaratıcı’dan merhametiyle muamelede bulunması hususunda dua dilenmek. Allah’ım acizim, kapına dayandım.
Böyle bir sonuç çok teknik oldu. İstemeyi istiyor, isteğime ulaşma gücü diliyorum. Ama çile çekmek istemiyorum. Paradoks. En iyisi boşver. Yapılması gerekeni, daha doğrusu yapılması gerekenin farkedebildiğin kısmını, gerçekleştir.