İlkokulda birisi. Ondan çok hoşlanıyordum. Onu seviyordum. Ona âşıktım. Her yere onun baş harfini yazıyordum. Bir deftere baştan sona bir kalp, kalpte onun baş harfi ve benim baş harfim olarak çizmişti. Mıknatıslardaki N ve S yazılarını görünce aklıma ben ve o geliyordu. Ne anlama geliyorsa işte. İlkokul aşkı; S. S’den başka Serap’ta çok hoşuma gidiyordu. Burcu da ama S varken onlar ikinci planda kalıyordu. Hatice’nin de ikinci planda kalıyor olması gibi.
Sonuç ne oldu? Hiç bir şey. Hiç birisi umurumda bile değil. Niye olsun ki? Geçti gitti. Hepsi bitti. Geriye sadece bunları yazmama yarayacak malzemeler kaldı. Bu kadar.
Ortaokul ve lise boyunca birisi, hatta ikisi, hatta üçü. C; hımm, mükemmel birisi idi. Ama ona olan aşkım hiçbir zaman ben tarafından bile anlaşılamadı. O yıllarda metafizik gerilimim yerindeydi. Bu C’yi de ancak sonraları hatırlamaya başladım ne kadar güzel birisi ile lise geçirmişim de umurumda olmamış. Vay be! C hemen benim kaldığım evin bitişiğinde otururdu. Bazen okula giderken yol boyunca onu görürdüm. Aslında çok hoşuma giderdi ama yine de bu aşk denen saçmalıktan haberim yoktu. Yani ona olan sevgime ad koyamıyordum, çünkü lügatimde hissettiklerimin karşılığı yoktu. Bir karşı cinse âşık olmak. En azından şimdi anladığım anlamda. İlkokuldaki mi? O neydi öyle?
İkincisi; bırrr. En garip olanı. Sadece çocukluğumdan hatırımda kalan bir kişi. Ona niye âşıktım. Çok mu hoşuma gidiyordu, hayır. Hoşuma gitmesi için hiç bir neden yoktu. Onu tanımıyordum, kim olduğunu bilmiyordum bile. O sadece hayali bir aşktı. Normal bir aşk olmasın diye kafamda sakladığım bir aşk. Hiç tanımadığım, sadece köyden bir kızın ismini ona koyup, hayalimde düşündüğüm (hatta düşünemediğim) bir kişi. Bunun sayesinde (yüzünden) C’ye de adam gibi âşık olamadım. Çünkü bu hayali aşka ihanet edemezdim. Ya! Her neyse.
Üçüncüsü; lisede bir alt sınıftan birisi. Bundan niye hoşlandım, ben de anlamadım. Belki deli birisine benzediği içindir. Yani çılgın ve güzel birisi idi. İsmini bile bilmiyorum. Tek bildiğim ideolojisinden nefret edip, kendisinden hoşlandığım birisi olmasıydı. Neyse ki C’nin varlığı ve o zaman ki fiziksel dünyaya karşı koyabilme istidatım bunu sönük bir kıvılcımdan daha ileri götürmedi.
Üniversite yılları. Ne oldu bana? Delirdim galiba ya da sudan çıkmış balık gibi oldum veya suya düşmüş kedi. İlk beş yıl boyunca kimse umurunda olmasın sonra şu son sene çıldır. Neyse ki geçti. Atlatabildik de kurtulduk, ölene dek hem de (yani zannedersem).
Birisinden hoşlandıydım; S. Daha ilk görüşümde. Bizle aynı dönem. Ama umursamadım. Bana ne idi el âlemin bilmem nesinden. Onu boş verdim, en azından mantıksal olarak. Sonra iki alt dönemden birisi daha; F. O da ilk görüşümden itibaren draft ettiğim ama sorun yapmamaya çalıştığım birisiydi. Ve bu olayları en şiddetli hissetmeme neden olan … (ne olduysa göz göze geldiğimizde ben de salınan aptal hormonların yüzünden) Eh, eninde sonunda bundan da kurtulduk ya neyse.
Herhangi bir salaklık içinde olmadığım dönemde bir otobüste sadece arkadan ensesi ve saçları ile çarpıldığım birisi var ki; tam akla ziyan. Bunu saymayalım, diğerlerine geçelim.
F olayı süresi içinde 4.Levent’te otobüs durağında gördüğüm birisi; ne bileyim kim. Çok hoşuma gitmişti.
Yine bu sıralar yani F olayından sonra kendimi kaybettiğim hayatımın karartılı dönemi. Ronin olduğum dönem. Taşfırın pide ve kebap salonunda karşı çaprazda oturan, yine kendisi ile göz göze geldiğimiz güzel. Hırr. Bu da başka bir şey.
Ve sonuncusu dün akşam otobüsle eve gelirken sokakta yürümesini gördüğüm güzel yaratık. Süper bir yaratıktı. Tam anlamıyla harika idi. Ama ama kesinlikle tüm hissettikleri onun güzel olduğu, istediğim evsafla mücehhez olduğu. Hepsi bu.
Sadet. Sadede geleyim.
Bu saydıklarımın hepsi (hayali olan hariç) hepsi süper parçalar. Hepsi birbirinden güzel (sübjektif değerlendirmelerime göre). Âşık olduğum ya da hoşlandığım zaman dilimi içerisinde bana “evlen” deseler hiçbirisini reddetmeyeceğim hanımefendiler. Hi, ho, ha. Kesinlikle hiç birisini reddetmezdim, o aptal hisler içerisindeyken (aşk diye adlandırılan, otomatik duygu).
Tamı tamına on-on iki kişiden çok hoşlanmışım. Bunlardan şimdi bile hoşlandıklarım; okuldaki S, lisedeki C, duraktaki, kebapçıdaki ve dün gördüğüm kişi. Yani salim denebilecek şu normal hâlimde bile bunlardan beşi hâlâ hoşlandığım kişiler.
Peki, bana şimdi “evlen” deseler hangisiyle evlenirim? Hiç birisi ile. Hiç birisi evlenmek isteyebileceğim kişideki özelliklerden en önemli faktör olan “dindarlık” kategorisine kesin olarak dâhil değil. Bunun uyduğu varsayılsa bile yine “evet” diyeceğim, yok yok hiç birisini istemiyorum.
Yani. Yani, anlık nefsin psikolojik, fizyolojik ve her türlü xolojik istekleri karşısında hamle yapmamalı. Öyle ki bu hamleler kısa vadede ve uzun vadede nefsin bile istemeyeceği olumsuz sonuçlar olarak karşımıza çıkacaktır.
Ayrıca, şimdiye kadar on iki kişiden ileri derecede hoşlanan birisi için dünyada daha hoşlanılabilecek bir sürü kişi var demektir, tüm mesele bunların en uygun olanı karşına çıkana dek beklemek. Hatta beklemek için enerji sarf etmeye bile gerek yok. Unut gitsin. Bir daha böyle şeyleri düşünme olsun bitsin. “bir erkek için dünyadaki en ideal bayan karısı, bir bayan için de en ideal erkek hâlihazırdaki eşidir. Gerisi geri zekalılık, olmayacak duaya amin demektir”. Vesselam.