Hiç işte. Yaşayıp gidiyoruz. Neler olup bittiğini gözlemlemeye fırsat bile bulamadan yeni olayların içinde sürükleniyor hâlde hayata devam ediyorum ya da ettiriliyorum. Hayata devam edip etmemeyi kendimin yapıp yapmadığından emin değilim. Zira bir kukla yaptığı hareketleri kendisinin yaptığını ne kadar iddia edebilir ki?
Plan kurmaya gerek var mı? Plan kurmalı mı? -Hiç bilgim yok- Ne kadar plan kursan da eninde sonunda hesaplanmayan gelişmelerin esiri olunuluyor. Ne bileyim işte, öyle geldi böyle yazıldı.
Şöööyle bir oturup gözümü derinlere dikip düşündüğümde aklıma ne(ler) geliyor?
İlk aklıma gelen, şimdiye dek iki kez yüz yüze konuştuğumuz, henüz ismini bilmediğim, tipini bile tam olarak hatırlayamadığım, nedense kendisine karşı bir ilgi (veya sevgi) duyduğum(u zannettiğim), yazıldığım bir kurs vesilesiyle bu kursun kayıt vs. işlemlerini yapan, benimle aynı okulda okuyan yüzündeki gülücükleri ancak anımsayabildiğim bayan.
Aklıma ilk o geldi. Bilmiyorum ki, niçin o? Onu düşünmeyi istediğim için mi, yoksa ne için? Ona karşı bir alaka hâsıl oldu ama bu neye işaret? Bilmi-yoruum! Hepsi bu!
Aklıma gelen ikinci şey ise, aşkından kurtulmak için çaba sarf ettiğim, henüz kendisinden kurtulup kurtulmadığımdan emin bile olamadığım, kesinlikle bana göre olmadığından emin olduğum mükemmel yaratık (En azından şimdiki yanılsama duygu dünyama göre. Yani sadece böyle hissediyorum). Kesinlikle ondan çok etkilendim. Ondan kurtulmak istedim. Çok mücadele ettim. Hatta kurtulduğum bile söylenebilir.
En azından aklıma gelen ikinci şey oldu.
Üçüncü şey ise; dünyanın gidişatı ve hizmetteki son durum. Dünyanın hâli. Gelecek. Benim bu geleceğin oluşmasında bir emeğim, çabam olup olmadığı. Elimden gelenin en iyisini mi yapıyorum? Daha ne yapabilirim? Kişisel meselelerimi (maddi sorunlar) daha iyisine el verebilir mi? Yoksa maddi problemleri sorun yapmak isteyen bir kaytarmacı mıyım.
Aman Allah’ım! İkisini de kaybetmek istemediğim, biri olunca diğeri olmayan… Ya da diğer bir ifade ile biri diğeri için ön şart olan iki durum. Yoksa ben mi abartıyorum? Nefsimin sözlerine mi kulak veriyorum?
Bilmiyorum. Bildiğim bir şey var ki gözlerim doldu. Bu mevzuda tam bir çaresizim. Allah’ım hayırlısını diliyorum. Ve O’na diyorum ki “Ne olur Allah’ım! Beni bu karmaşadan kurtar!”
Evet. Ben bir şeyler yapmak istiyorum ama başka şeylerin yokluğunun beni perişan etmesi karşısında isteklerime ulaşma yolunda tüm gücümü kaybediyorum. Belki ben böyle zannediyorum. Belki yanlış düşünüyorum. Bildiğim tek şey, kendimi O’nun merhametli kollarına salıveriyorum. Allah’ım ya benden maddi istek duygusunu al, ya da bana maddi güç ver! Daha ne diyebilirim ki? Kaos, kaos.
Aklıma gelen diğer şey; ailem. Annem, babam, kardeşlerim! Neden bilmiyorum ama tüm bunlar için bir şeyler yapma ihtiyacı hissediyorum. Annem ve babam; sırf benim okuyabilmem için o kadar çok meşakkat çektiler ki. Çok iyi biliyorum ki, iki kuruş para denkleştirdiklerinde hep beni düşündüler. Evde faturası ödenmediği için elektriğin, telefonun kesildiği dönemlerde bana para gönderme endişesi güttüler. Defalarca ondan bundan borç para istediler. Ellerinden gelen en iyi fedakârlığı yapmaya özen gösterdiler. Bana kendi kendime karar verebilme anlayışı gösterdiler. Kardeşlerim; hepsinin de benim onların yaşında yaşadığım eziklik, ikinci sınıflık, tedirginlik hislerinden uzak kalabilmelerini arzuluyorum. Tüm bunlar için bir şeyler yapabilmeyi çok isterdim.
Keşke tüm aile fertlerimi mutlu edebilseydim. Babam bu yaştan sonra inşaat köşelerinde sürünmese, annem içindeki lüks yaşam isteğine rağmen (Belki de yoktur. Kalmamışta olabilir) sefalet çekmese. (bunu ben böyle düşünüyorum. O, kesin hâline şükrediyordur.) Kardeşlerim; en azından iyi birer kafa yapısı kazansalar, namazlarına riayet etseler.
Ah keşke, ah keşke…
Beşinci şey; ne yapacağım, ne olacağım? Bilmiyorum. Bildiğim bir şey var ki; (gözlerim doldu) bir şeyin peşinden gitmek, onu elde etmeye yetmiyor.
Acaba severek yapacağım bir işim olacak mı? Acaba borç almaya devam etmek zorunda kalacak mıyım? Bunları düşünmek bile istemiyorum.
Belki de çok yakında öleceğim. Buna da hazırım. Nasıl olsa manevi yönden homojen bir hayat sürüyor gibi olacağım. Fazla değişeceğimi, mübarekleşeceğimi zannetmiyorum. Ha şimdi, ha sonra. Ölsem mi? Bu, kendim için iyi bir son fakat ölmeden önce ailem için bir şeyler yapabilmeyi çok isterdim.
Sorun: ailem ve davam. Hangisi?
Uffff!!!! İkisi bir arada olamaz mı? Hem neden olmasın ki?
Uyku aklıma gelmişken, bir şey daha aklıma geldi; derslerim. Off! Daha çalışıp geçmem gereken bir sürü ders var.
Haaayııır!!!