“Bak güzelim. Ben senin aradığın kişi değilim ya da sen benim aradığım kişi değilsin. Ya da ikisi veya ikisinin birisinin olmaması ikimizin düşüncesini de etkisiz kılar. Belki de ben bir şeyler aramıyorum. Yani aradığım bir kişi yok. Belki birilerini arıyor olsaydım ve o zaman seninle karşılaşmış olsaydık, aradığım kişinin siz olduğunuzu düşünürdüm. Her neyse. Uzun lafın kısası, biz bu işi boş verelim.
Her ne ile meşgul isek onunla meşgul olmaya devam edelim. Birbirimizi meşgul etmeyelim.
Biliyorum siz bayanlar çok duygusalsınız, ben de. Ama bende bir şey daha var ki, duygularım yalaka oldu. Bu aşamadan sonra daha büyük ölçekli bir conta ancak işe yarayabilir.
Beni boş ver. Sakın bana yaklaşayım ve bana sempatik davranışlarda bulunayım deme! Ne olur deme! Sizin gibi iyi huylu, güzel, sevecen birisi acı çekmesin. Ben de isteyerek veya istemeyerek size acı vermeyeyim.
Buradan şu anlaşılıyor; ben bir duvar gibi hiçbir şeyi umursamayacağım. Eğer sen beni bir duvar gibi değil de beklentilerini karşıladığını düşündüğün kişi olarak algılayıp ona göre davranırsan, bu senin seçimin olur ve benim yapabileceğim bir şey olmaz.
Hatta ben duvardan da öte negatif yanları olan birisiyim. Psikolojim alt üst. Bir çok geceler, gecenin yarısında gördüğüm kâbusun vücuduma verdiği acılarla birlikte uyanıyor ve bir müddet olayın şokunu üzerimden atmaya çalışıyorum.
Rüyalarım berbat. Bu olsa olsa mahvolmuş psikolojinin yan etkileri olur. Romantizmin büyüklüğü ölçüsünde buna dayalı acılarım da büyük oluyor. Gece yatağa artık çekinerek giriyorum. Yatak bana korku veriyor. Çaresiz bir şekilde gözlerimi kapatıp uykuya dalmak tıpkı üzerine gelen bir koca kamyonu görüp, kaçamayıp, olacakları kabullenmek gibi oluyor.
Tüm bunları niçin anlattım. Olay şu ki, tüm bunların sana etkisi daha kötü olabilir. Bana özel kâbuslar senin hayatını cehenneme çevirebilir. Ve bu, hiçte istenecek bir şey olmasa gerek…”
………
Ya bana özel birisiyse…
Nereden bilebilirim ki?
Belki de saçmalıyorumdur.
Belki de, tek mantıklı cümlem bir önceki cümlemdir.