20:05
Hıh!! Ders çalışmam gerekiyor. Ne kadar da güzel! Ama ne ders?! Beş dakikalık bir çalışmayı mübalağasız kırk beş, elli dakikada ancak yapıyorum. Ders çalışmam için zorla beynime gitmeye çalışan kanlar, nasıl oluyorsa istem dışı başka şeyler için aktifleşiyorlar. Mesela ders dışı bir şey; kurstaki. Hep aklıma geliyor.
Bir beklentim mi var? Niçin aklıma geliyor. Birilerini düşünmek zorunda mıyım? Düşünmek istediğim herhangi bir bayan mı yoksa kurstaki mi? Daha da açarsak, düşünülmek istenen bir bayanın kurstaki şeklinde somutlaşması mı? Peki niçin o? Yani aklıma başkası değil de, o geliyor?! Boş verelim gitsin!..
20:44
Yine aklıma gelip duruyor. Daha doğrusu fon müzik gibi alttan devam edip gidiyor. Çıldırtan iç baskı. “Oh my God!”. Psiko-fizyolojik arzular. Tek başına yetmiyorsun. İllaki onlardan -istediğin- birisi olacak.
Neler diyorum ben. Anlatamadım galiba. Aklıma gelen bir bayan mı, yoksa “o bayan” mı?
Doğru. Anlatamıyorum galiba. Emin olmadığım şeyi nasıl anlatabilirim ki!?
21:42
Şu bir gerçek ki, şimdiye dek gördüğüm ve bana göre olduğunu düşündüğüm tarza en yakın kişi. Tam bana göre mi? Bunu nereden bilebilirim ki?
Acaba şu anda grafiğin en yüksek noktasında mıyım? Burada doğru tuşa basmazsam eğri aşağıya doğru mu bükülecek, yoksa grafiğin en üst noktasına gelmedim mi? Şu belki kesindir ki (bu ifade tam bir saçmalık, ama konuya uygun düştü). Şu kesin ki, grafiğin şimdiye kadar ki en üst noktasındayım. (yani beklentilerime en yakın kişi)
21:53
Olay şu. Kurstakinin telefon numarasını da, e-posta adresini de biliyorum, o da benim biliyor. Öylesine bir muhabbete girsem diyeceğim.
Diyemiyorum. “Yaklaşmayın” diyor. Yaklaşmak demek, kapılmak demek, kapılmak demek fasit fesat daire demek. Kesinlikle hiç yaklaşmayayım, dönüşü olmayan yola girmeyeyim.
22:00
Peki F’ye onunla ilgili yaşadığım platonik aşktan bahsetsem mi? Zamanla etkisi biter, unutur muyum; yoksa içimde hep bir sıkıntı olarak mı kalır? Onunla konuşmak (e-posta) hesap edilemeyen sürpriz sonuçlar doğurur mu? Mecnun’un en sonunda gördüğü Leyla’yı fark etmemesi gibi bir durum mu olur, yoksa bir parfüm reklamında olduğu gibi iki beden bir bütün mü olur?
Bu konuyu da boş ver. Sanki onunla bunu paylaşacağım gibime geliyor. Hayırlısı!!
22:05
“Hiç kimse vazgeçilmez değildir” yazıyordu. İstanbul’daki bir minibüste. Bu söz doğru olmalı. Aslında gerçekten de hiç kimse vazgeçilmez değildir. En azından vazgeçilmek istenen kişiye olumsuz gözlükle bakılarak en sonunda vazgeçilebilir. (mi acaba?)
Yine bir minibüste (İzmir’deki), “Bir sana, bir de sabah uykusuna doyamadım” yazıyordu.
Yaaa!!.. İkisi de çok doğru.
Burada ne yapılması gerekiyordu?
Weaaahghh!!?!
Kısa devrrr
22:25
Sorunun çözümünü anlamaya çalışmakla meşgulüm. Ağzımda yediğim havucun son kısımları var. Onları (havucu) çiğniyorum.
Ne??