Bugün ikisini de gördüm ya da bana öyle geldi.
Birincisi, yani F. Okulda haftada bir ikimizin de aldığı iki saatlik derste gördüm. Her hafta onun okula gelip gelmediğine dikkat ediyorum. Mesela, geçen haftaki sınavda sınav olan iki sınıftan diğerindeydi, ondan önceki hafta derse gelmemişti. Ondan önceki hafta gelmişti tıpkı ondan da önceki haftalar gelmiş olması gibi.
Bugünkü derste baştan itibaren yoktu. İkinci teneffüste geldi. Benim birinci teneffüste aldığım abdest ile kılmak için gittiğim ikindi namazı esnasındaki teneffüste, ikinci teneffüste.
Aman Allah’ım. Bu olsa olsa bir imtihan olabilir. Yine çok güzeldi, yine gülücükler saçıyordu.
Mescide gitmek için pencere kenarındaki yerimden kalktım. Sınıfın en arkasından son sıra ile duvar arasından duvar boyunca ilerledim. Tam sınıfın iki kapısından biri olan arka kapının hemen dibinde, kapı tarafının en arka sırasında o vardı. Teneffüs ve yeni gelmiş olmasından dolayı ayaktaydı. Kesin beni fark etmiştir.
Sınıftan çıkmak için kapıdan geçtiğimde mecburen yanından geçtim.
“O my God!” tam önünden, daha doğrusu arkasından geçtim. Bu ne böyle? Az kalsın üzerine atlayacaktım. Bhırrr!! Manyetik alanında iken rezonans olmuş gibi etkilendim.
Bu rezonans benim umurumda olan bir şey tabi. Acaba onunda umurunda mı? Benim hissettiklerimin birazını hissediyor mu? Bu soruların cevabını bilemiyorum. (öğrenmek için de kendisine soramıyorum. Üstüne üstlük bir de onunla göz göze gelmiyor, gelmemeye çalışıyor, sadece önüme bakıyorum). Cevap “evet” ise o bir kız(!) olarak (ve tabi nazlı olarak) benim bir şey yapmamı bekliyordur. Cevap “hayır” ise ki yüzde doksan dokuz “hayır”. Umurunda bile olmamıştır.
[onur kırıcı bir durum fakat hangi taşı oynatırsam oynayayım avantaj onda oluyor. Şah çekeyim derken mat olma korkusu yaşıyorum. Ve en berbatı o satranç oynadığının farkında değil]
Ne kadar acı (ve gerçek). Ama niye? Duygular, onunla ilgili duygularım hükmettiğim alanın dışında. Hislerime hâkim olamıyorum. O kadar ki, duygularım mantığımı da yanına çekebilir. Yok yok, unut gitsin, o sana göre değil. (bunu zaten biliyorum)
Diğeri, yani S. Tam bana göre gibi. Sanki gökte ararken yerde buldum gibi bir şey. Çok da hoş biri. Tam anlamıyla beklentilerimin tam karşılığına yakın. Birkaç kerelik konuşmalarımızdan, beden dilinden, bakışlarından, fikir yapısından, sözelci yapısından vs.. vs.. Ama ona karşı bir şeyler eksik. Tabi eksiklikler olmak zorunda ya! Zaten cep telefonumun ekranında da “nakıs” yazıyor.
F’ye olduğu gibi olmadı. Beni F gibi heyecanlandırmıyor. F’nin beklentilerime olan yüzde kırk (otuzu cazibe, onu da diğer faktörler) karşılığı (%30: Cazibe, %n: ilk olması, %40: dindarlık, %m: diğer şeyler ), s de yüzde seksen oluyor. Kalan yüzde yirmi. Sorun da bu zaten. Yüzde doksan beşi bulsam hemen öpecem zaten!
Birini seçmem gerekirse F’nin tüm cazibesine rağmen tabi ki S. O aptal hormonu saldıran kişi F oldu. Beni o hormon bitirdi.
Hayır, hayır. Kesinlikle S daha iyi. O zaman niçin hâlâ soru işaretleri taşıyorum. Yüzde seksene, yüzde kırk; bariz fark!
Bilmiyorum, F işte.
Mesele burada kilitleniyor. Biraz daha zaman ve göz göze gelme olayı. Eğer “Allah’ım karşıma hayırlı olacak birisini çıkar” duamın karşılığı bu ise, hormon da salınacak demektir. (Şu hormonun hipotalamusun oralardaki çeşmesini bir bulsam..)
Şimdi günün olayına bağlanıyoruz.
Okul çıkışı arkadaşla yürürken önümüzde bir bayan vardı. O bayan hakkında “Bak şu öndeki S olabilir” dedim. Daha sonra arkadaşla şakalaşıp durduk. Önümüzdekinin S olma ihtimaline göre espriler yaptık. Bir ara tahminimize iyice inanıp ona bir şey deme kısmına kadar geldik. Sonra durağa vardığımızda ona iyice baktım, S gibiydi geldi. (Bu bayanların yüzüne bakmak bir sorun olduğu gibi, anlık bakışta kim olduklarını anlamakta başka bir sorun.).
Bindiğimiz otobüste sağ ön çaprazdaydı. Yüzünü göremediğimiz için o olma ihtimalinden başka bir şey düşünemedim. İçimden şöyle geçirdim “Bu kişi S ise bu tesadüf değil, tevafuktur” Çünkü hep ilk durakta binerdik, bugün öylesine diğer durağa gittik.
Kim olduğundan tam emin olamadığım için otobüsten indikten sonra dışarıdan otobüse bir daha baktım ve metrelerce uzaktan göz göze geldim. Herhalde o idi. (bunu kendisine kursta soracağım).
Görünen o ki yüzde yüzlük kişiyi beklemeye devam edeceğim. Açıkçası hiç acelem yok, aynı zamanda kaybedecek vaktim de yok.
Bana öyle geliyor ki F (hımm) duygularımın, S de mantığımın sesi. Sorun ise ikisinin bir arada olduğu birisine şu koca kâinatta rastlamak.
Önce A olayı, sonra F, şimdi S. Çok dikkatli ve meraklıyım. Sütten ağzım yandı, yoğurttan sıcak dumanlar mı çıkıyor ne?!