Şu anda çikolatalı gofret yemeye başladım. Hımm. Çok güzel.
Bugün sabah namazını pek düzgün kılamadım. Sabah namazından sonra da doğru dürüst uyuyamadım. Yatakta bir o yana bir bu yana dolanıp durdum. Aklıma “o” geliyordu, tıpkı yatmadan önce düşündüğüm son şeyin “o” olması gibi. Uykuya dalamamış olmam, saati kalkmak için kurduğum 08.00′de iken uyumak istemem şeklinde sonuçlandı. Bir türlü yataktan kalkamamam sabahki iki derse girmememle sonuçlandı.
Okula gecikmeli olarak gittim. En azından öğleden sonraki derse girmeliydim.
Okula gitmek için evden ayrıldığımda henüz kahvaltı yapmadığımı hatırladım. Bu pek önemli değildi. Önemli olan ağzımın kokuyor olup olmamasıydı.
Evden çıkmadan önce cep telefonumu sessiz moda almak istedim. Bunu yaparken hem de “zombi” isimli çalma modunun ismini “Reddiye” yaptım, melodiyi de “Çok Tatlısın” yerine kendimin bir saçma bestesi ile değiştirdim.
Evden çıktım. Cebimi yokladım. Sakız almaya yarayacak şekilde bozuk para yoktu. Bir sakız için yirmi milyonluk da bozdurulamazdı. Okula gittim.
Okula gittiğimde hâlâ ağzımın koku durumu hatırımdaydı. Neyse dedim, dayanamadım ve gidip beş yüz binlik beşli sakızlardan aldım. Sakızı mutlaka almalıydım, çünkü her an onunla karşılaşabilir, küçük bir ihtimalde olsa onunla konuşabilirdim. Tabi böyle bir ihtimalin gerçekleşmesi halinde ağzım koktuğu için her şeyin batmasını istemezdim.
Kantinde kuyruğa girdiğimde oralarda bir kaç kişilik bir grup gördüm. Bu grup “onun” takıldığı bir iki kız, bir iki erkekten oluşan grup. “onu” göremedim ama sanki orada imiş gibime geldi. Umursamadım. Sakızın birini ağzıma attım.
Eveet. Ağzım şimdi kötü kokmayacak.
Bilgisayar laboratuarına gittim. Belki “ona” orada rastlayabilirdim. Nasıl olsa onunla koridorda konuşamam, sınıfta da, okulun bahçesinde de. En iyisi bunu laboratuarda yakalamak. Kesinlikle laboratuar en iyi ihtimal. Hatta belki e-mail atarak sinyal verme durumu ortaya çıkartabilirim.
Bilgisayar laboratuarına gittim. Yoktu. Neyse, nasılsa elime geçecek. Biraz oyalanıp öğle namazını kılmak üzere okul mescidine gittim. Dersin başlamasına az kaldı. Evden çıkarken sıkı sıkıya kendimi abdestimin bozulmaması için konsantre etmiştim. Başarılı da oldum. Zira okulda abdest almak pek hoş olmuyor.
Namazımı kıldım. Dualarımı yaptım. Bir duayı özellikle unutmadım “Allah’ım beni -ondan- kurtar”.
Öğleden sonraki derse girdim. Ne sıkıcı bir ders, kim bilir kaçıncı(üç ya da dört) kez alıyorum bu dersi. Fazla dayanamadım. On, on beş dakika sonra hoca yüzünü tahtaya döndüğü anda ses çıkarmamaya çalışarak dersten kaçtım.
Eve gidecektim. Bu seferde “onu” göremeden gidecektim.
Gofret yemeye devam ediyorum. Parmağım çikolatalandı. Olsun, önemli değil. Parmağımı dilimle temizledim. Gofret biraz fazla tatlı gibi.
…geldim.
Telefonuma yeni kontör yüklemiştim. Bir arkadaşımı(…) arayayım dedim. Arkadaşım bilgisayar laboratuarındaymış. Eve gidip boş boş duracağıma bari laboratuara gideyim dedim. Gittim arkadaş kendi derdiyle meşguldü. Ben de laboratuara kadar gitmişken bari internete gireyim dedim.
Laboratuarda biraz vakit geçirdim. Bir ara acaba “ona” mail atsam ve “sizinle konuşmak istiyorum. Tabi uygun görürseniz” desem, ne olurdu acaba diye düşündüm. Dayanamadım ve maili yazdım okul mail adresine biraz düşünüp taşındıktan sonra gönderdim.
Artık ok yaydan çıkmıştı. Mailime atacağı cevabı beklemekten başka yapabileceğim bir şey yoktu. Olan olmuştu. Bundan sonra bir bilgisayara girip disketime internetten bir şeyler yükledim. Daha fazla durmanın anlamı yoktu. Ön sıralardaki arkadaşımla vedalaşıp oradan ayrılmak istedim.
Arkadaşımın yanına gittim. Ona gezmek tozmak teklif ettim. Kabul etmedi. Arkadaşla konuşurken, iki yan sandalyede birisi, bir bayan dikkatimi çekti.
Bu “o”.
Aman Allah’ım. Direkt yüzüne bakamıyordum, zaten pek görünmüyordu. Çünkü arada iri yarı birisi vardı. Ama elleri görünüyordu. Bir bayanın güzelliği ellerinden ve gözlerinden belli olurmuş. Ellerine iyice baktım. Maus’un üzerinde gezinen bu güzelim el onun eli.
Gofret yemek beni susattı. Bir çay koysam fena olmaz gibi. Hemen bir çay suyu koyup geliyorum….
Arkadaştan ayrıldım. Eve gidebilirdim artık. Yo hayır, ne evi. Gittim laboratuarın görevlilere mahsus bilgisayarlarından birine oturdum.
Şimdi bir şekilde vakit geçirip, “o” tam laboratuardan çıkacağı zaman onunla konuşmalıydım. İki görevli bilgisayarından sağdakine oturdum. Vakit geçirmek için bir kaç siteye girme girişimim başarısızlıkla sonuçlandı. İnternet bağlantısı yoktu. Diğer bilgisayara geçtim. Boyu yükselebilen sandalyeyle beraber yana geçtim. Şimdi daha iyi. “o” buradan daha iyi görünüyor.
Şimdi ne zaman çıkacağım belli değildi. O çıkmadan buradan çıkmayacaktım. E-posta adresime girmek istedim. “o” burada olduğuna göre gönderdiğim maili okumuş olmalı. Tabi cevabı da göndermiştir herhalde.
Son oturduğum bilgisayarda da internet bağlantısı yoktu. Ne yapalım, yoksa yok. Maillerime bakamadım. Yine de buradan kalkmak da yok. Boş boş bilgisayarın başında beklemeye koyuldum.
Ve o an. İşte oturduğu yerden kalktı. Çıkmak üzere benim sağımdaki laboratuar kapısına doğru geliyor. İşi şimdi bitirmeliyim. Kapıdan çıkmasına on adım falan kaldı.
İşaret ettim. Parmaklarımla, yanıma gelmesini istedim. Yanına koşturup gidemezdim. Onun bana gelmesi daha iyi olurdu. Ve işte çağrıma olumlu cevap verdi. Vaoovv. İşte geliyor. Üzerime doğru geliyor. Ben de soldaki bilgisayarın bulunduğu yerden sağdaki bilgisayarın olduğu kısma altımdaki tekerlekli sandalyeyle birlikte ilerliyorum. Sağdaki bilgisayarın önünde karşı karşıyayız.
İşte vakit geldi. Şimdi noktayı koyabilirim. Olumlu ya da olumsuz.
- - Bakar mısınız. Size mail atmıştım. Acaba geldi mi?
- - .!? Hangi adrese?
- - Okulun verdiği adrese.
- - Okulun verdiği adresi kullanmıyorum.
Bu sırada göz göze konuşmamız devam ediyor. Benim için bundan daha iyi fırsat olamazdı. Yüzünün tüm milimetre karelerini bu kısa konuşma esnasında gözden geçirmeliydim.
Dişleri, tıpkı tavşan dişleri gibi. Daha önce gördüğüm gibi değillerdi. Gözleri; çok fazla boya sürmüş. Bu kadar boya sürmeye ne gerek vardı? Senin gözlerin zaten güzeldi. Mimikleri; gülücükler saçıyor; ama görmeyi umduğum gülücükler değil. Bu gülücükler bana vereceği cevabın olumsuz olabileceğine delalet edebilir. Suratı; tıpkı gözleri gibi, sanki güneşte kavrulup orijinalitesini kaybetmiş, fakat görüntünün kurtarılması adına boyanmış, kremlenmiş gibi. Ağzı; ağzına diyecek laf yok, kesinlikle çok güzel. Bir gerçek var ki şimdi onu asıl hâliyle görüyordum. Yani çarpılmış bir şekilde değil.
- - Size mail atmıştım. Benimle konuşur musunuz diye.
- - Başka bir mail adresi kullanıyorum.
- - Sizinle konuşmak istiyordum.
Ne kadar da utangacım, ama bu utangaçlığı yenmek isteyip de ileri atılıyorum. Kendimi, utangaçlığımı yenmeye çalışıyorum. Kolay değil. İlk kez bir bayana böyle bir şey teklif ediyorum. Daha önce bir bayan bana teklif etmişti de onu reddetmenin sadistçe zevkini yaşamıştım. Bu sefer teklif edilen değil, teklif edenim. Yani top karşı tarafta. Bakalım topu ne tarafa atacak?
- - ..!?..hayır.!?
Bu sırada garip bir psikoloji içinde olduğunu zannediyorum. Psikolojisini çözemiyorum. Fakat, sonuç açık.
- - Oldu peki. Tamam.
O hareket halinde, ben oturuyorum. Birbirimize bakıyoruz. O halinden memnun olsa gerek. Olumsuzluğu izhar ederken heyecanlı gibi. Yüzü gülüyor. Ama…
Ama. Reddedildim.
Yihhuu! İşte bu. İşte bitti. Sona erdi. Arkasından bakmadım, önüme döndüm. Bilgisayarda “www.iştebitti.com.tr” yazdım. Enter’a bastım. Sayfa açılmadı. Ekranda “The page cannot be displayed” yazısı belirdi. Başka ne olabilirdi ki? Bunun böyle olacağını ben de biliyordum. Yine de enter’a bastım. Şimdi daha iyi.
Çay daha kaynamamış. Damağımda gofretin tadı var. Çok susadım sanki.
Benim hazırladığım bir ankette sorduğum “unutamadığınız kötü bir anınızı yazınız.” Sorusuna bir çocuk “sevgilim beni terk etti, hâlbuki hep reddeden ben oluyordum” şeklinde cevap vermişti. O çocuğu çok iyi anladım. Bu olmamalıydı. Bu zaten olmayacaktı. Eğer olumlu cevap verseydi ben onu reddedecek böylece galip olarak “ondan” kurtulacaktım.
Neyse. Burada amaç “ondan” öyle ya da böyle kurtulmaktı. Bugün onunla göz göze geldiğimde beynimdeki tüm kancalar eriyiverdi. Aklımın gözlerini kapatan engel ortadan kalktı.
Bu diyalog hem hoşuma gitti, hem de gitmedi. Hoşuma gitme nedeni âşıkların duyularını felç eden garip halet-i ruhiyeden kurtuldum. Hoşuma gitmeyen yanı, ben onu reddedecekken, o beni reddetti.
Sonuç; çok kârlı olmasa da, yinede maliyeti kurtardık. Artık zırt pırt aklıma bir tabu olarak “o” gelmeyecek. Artık efsun bozuldu.
Gofretin en sonunu da yedim. Pek de istediğim kadar güzeldi değil gibi. Belki de bahsettiğim mesele gofretin tadını bozdu.
Şimdi laboratuardan çıkma vakti geldi. Çünkü o çıktı, gitti.
Biraz sonra gitsem daha iyi olabilir gibi. Koridorda veya başka bir yerde karşılaşmak istemiyorum.
Bir müddet sonra oradan ayrıldım. Koridorları geçip binanın çıkış kapısına doğru ilerledim.
Hayırr, olamaz “o” karşımda, yanında da bir kız arkadaşı var. Hemen yolumu değiştirdim. Gitmeyi düşünmediğim halde kantinin koridoruna zorunlu giriş yaptım. Bu yaratık çıkış kapısından uzaklaşana kadar kantine gidip vakit geçireyim bari. Kantine gittim.
Ne alsam, ne alsam? Bir gofret alayım.
Bir gofret aldım. Eh, artık gitmiştir herhalde.
Binadan çıktım. Bu sefer de kapının dış tarafında bekliyorlar. Cık, cık. Bu seferde banka tarafına doğru zorunlu ve ani dönüş yaptım. Yüz yüze gelmeden oradan da uzaklaştım.
Bu … Allah bilir arkadaşına beni gösterip “ni, ho, ha şu giden var ya onu reddettim” diyordur.
Hiç arkana bakma ve evine git.
Hemen eve gitmedim. Önce Taksim’e bir iş için gittim. Hazır oraya kadar gitmişken kurtuluşu kutlamak için kendimi bir dönerciye attım. Şööyle güzel bir iskenderi mideye indirdim. Kafayı boşalttım, mideyi doldurdum ondan sonra eve gittim.
Gofretin paketini çöpe atmaya gidiyorum, bir de çayın dördüncü bardağını doldurayım.
Peki şimdi ne olacak. Ben aşksız (sevgisiz) nasıl yaşarım. Ühü, ühü.
J
Gıcıklık galiba. Dinlediğim parça olarak shuffle’dan (winamp) “I feel love” adlı müzik çalıyor.
No!! I don’t feel love any. Ezan okunduğu için “pause” yaptım. Aşk isteğimi de aynı şekilde uygun kişi (evlenmeye karar verdiğim ve birbirimizi reddetmeyeceğimiz kişi) çıkana dek “pause” yapıyorum.
Allah’ım sana şükürler olsun. Dualarımı kabul ettin de, postu deldirmeden bu problemden kurtuldum..
