Arkadaş1:
Görünüş itibariyle oldukça sakin. Sanki dünyayla pek bağlantısı yok gibi (aşk türünden olaylarla alakalı olarak). Karı-kız olayı; “Onun bunla pek ilgisi olmaz. Hiç zannetmiyorum” şeklinde düşünülebilecek tipte birisi.
Adam yıllardır hep birilerine âşık oluyormuş. Ne kadar garip! İnanılmaz! Vay be! Nasıl oluyor da oluyor denecek cinsten. Ark1 ve bu tür mülahazalar.
Son aşkı ise en şiddetli olanı. Oldukça cazibedar olan birisi (Bu biraz sübjektif. Çünkü Ark2 hiç beğenmemiş?!). Güzel, hanımefendi vs.. İdeal bir aşık olunabilecek mahluk.
Gel gör ki bu mahlûkun sosyal dünyası, maddi ve manevi dünyası oldukça farklı (kesinlikle). Maddi olarak oldukça varlıklı, manevi olarak ise nereden bilinebilir ki? Ama eğer kıstas kabul edilecekse bazı gerçekler göz önüne alınabilir. Bir kaç sevgili değiştirmiş birisi olabilir. Hadi bu tutarlı bulunmadı diyelim ama okul koridorunda birisiyle (serseri kılıklının birisi hem de. Hem serseri kılıklı olmasa bile herhangi bir erkekle ya da daha doğrusu birçok farklı erkekle de olsa mazur görülemez) öpüşme fiili gerçekleştiren bir aşüfte. Kısaca bu yaratık çok güzel, çekici, sosyal ortamı faklı ve şıllık bir kişi. (en azından gözlemler bunu gösteriyor.)
Ark1 buna âşık olmuş.
Dellenmiş adam. Hep onu düşünüp duruyor falan. Ona mail atmış iki kez. Cevap almış olumsuz falan. Uzun lafın kısası, böyle bir şey işte.
Arkadaş2:
Memleketten birini görmüş ve ona vurulmuş. Her neyse. Yani yine kendinden geçmiş, gönlünü kendisinin sevildiğinin farkında olmayan birine kaptırmış bir arkadaş. Bu da pek bu tipten bir adam değildi ama..
Oluyor işte.
Ve ben;
Ben de Ark1 birinki türünden birisine âşık oldum. Ama bundan hiç kimseye bahsetmedim. Bu kişiye olan aşkım beni dellendiriyor. Nedir bu böyle? Yani mantıksızlık üzerine bina edilen tamamen cezb olunma sonucu beynime saplanan “çok güzel”, “müthiş”, “ahhk!”, “Liııuup”, “alüfte. Hem de âlâsı” bir şıllık.
Bırrr!
Kısaca hiç de bana uymayan ama beni mahveden bir yaratık.
Daha da kötüsü Ark1′in âşık olduğu mahlukta çok hoşuma gidiyor. Allah’ım akıl fikir ver. Ya Rabbi!
Sonuç:
Ne denebilir ki? İstesek de istemesek de içimizde bir şeyler bizi onlara (nisalara) karşı sürüklüyor. Tamamlanması gereken bir puzzleın iki ayrı parçası gibiyiz. Çıldırsak da bu içimizde olmaya devam ediyor. Ne yapılabilir? Falan gibi şeylere girmenin anlamsız olduğunu biliyorum ama realite böyle. Kurallar bu şekilde. Herhalde nisa denen yaratıklar da erkekler hakkında aynı şeyleri düşünüyorlardır. Eh ne yapalım. Başa gelen çekilir.
Yapılması gereken, bu konuda yapılmaması gerekenleri yapmamak ve bir ateş olaraktan o barutlara yaklaşmamak. Ama şimdi. O baruta yaklaşmanın beni patlatacağını biliyorum fakat asıl sorun şu ki; şu anda baruta yaklaşmayarak da patlama yapıyorum. Ya patlıcan, lahana, biber dolması, taze fasulye. Yani demek istediğim; neyse sabret. Nasıl olsa eninde sonunda öleceğiz.
İşte aşkın çıldırtan etkisi. Ne kadar garip değil mi? Kesinlikle. En güçlü adamı bile yerle bir eden garabet duygu. Belirsizlik, bilinen, his, falan filan.