Önümde birisi var, daha doğrusu birisinin resmi.
Deminden beri resme bakıyorum. Bir şeyler anlamaya, karşımdakinin duruşundan, tipinden bir şeyler çıkarmaya çalışıyorum.
Resim ne anlatır ki? Resmin dili mi var sanki?
Hayır! Bu resim konuşuyor, hatta bağırıyor. İki boyutlu dikdörtgen şekliyle, resim susmuyor.
Bir resim.
Bir adam. (Bir çocuk değil. Bir genç de değil. Bir adam. Daha kötüsü de olabilirdi. Bir yaşlı da olabilirdi. Da.. Bunun da olmayacağını kim iddia edebilir ki?) [Çalan müzik. Vivaldi'den Summer-Movement. Mevsim mi? Ne fark eder?]
Resimdeki adamın bakışları. Gözlerini dikmiş bana bakıyor. (eminim fotoğraf çekilirken makinenin merceğine bakmıştır.) Bana bakıyor demem yeterli değil, daha da uzağa bakıyor. (Görebiliyor mu, bunu bilemem. Makinanın merceğine bakarak uzakları nasıl görebilsin ki?)
Daha, daha, daha uzağa..
Bu kadar uzak neresi olabilir ki? Mezarın ötesi mi? Hayır! O kadar da değil. Bir kaç beş on yıl ötesine. Bir şey görebiliyor mudur? Bunu niçin bana soruyorsun ki? Ona sorsana. Bence bir şey göremiyordur. Bakışlarında ne var bu adamın. Acaba ağlayacak mı? Acaba biraz sonra gülüp, kahkaha mı atacak? Acaba hasta mı?
Ne önemi var ki!
O adam ileriye bakıyor. Önceki zamanlarda da bu günlere baktığı gibi. O zamanlar da baktığında bu günleri görüyordu. Fakat, galiba yanlış şeyler görmüş. Bence bu gözler pembe bulutlar, gülümseyen yoldaş, (u)mutlu yarınlar görüyordu.
Tabi ki yanılıyordu. O, görmek istediğini görüyordu.
Belki yüzündeki hüznün anlamı, önceki bakışının yanlışlığını hissediyor olmasındandır.
Bakış hatası. Önceki zamandaki bakış hatası.
Peki şimdi nereye bakıyor? Ne görüyor? Yine benzer şeyler mi görüyor?
Zannetmiyorum. Bence hiç bir şey görmüyordur.
Belki ışık tayfları görüyordur. Belki de serap görüyordur.
Belki de hiç bir şey görmüyordur.
Keşke kendisine bunu sorabilseydik. Acaba ne söyler ki?
Bu resimde ne var? Söyleyeyim mi?
FİYASKO!!
Bir saniye ya! Bu resim, bu resim benim. Off, ne garip! Kasede kaydedilmiş kendi sesini duymak gibi. Kendi tipini görmek, sahip olduğun ruhunu taşıyan beden. İşte bu beden. Hani şu fotoğraftaki var ya. O! Bu ben miyim şimdi?
Yoksa o mu ben!?
Aslında o kadar da saçma sapan birisi değil be. Hatta yakışıklı bile denebilir. Eli yüzü düzgün biri. Haline şükrediyordur herhalde. Bundan bana ne ya.
Bir şey söyleyeyim mi. Bu adam aslında fena biri değil. Kendisi dese enaniyet olurdu ama ben söyleyeyim de enaniyet olmasın. Yani söyleyeyim de çocuk kendine gelsin (çocuk mu? Adam o, adam.)
Bu adam.. Öncelikli olarak… Neyse anlatmayayım da.. Kısaca dünyada sahip olunabilecek bir çok şeye fazlasıyla sahip; sağlık, zeka… Ailevi sorunlardan uzak, ideal fiziki yapıya sahip, normalin üstü bir üniversite vs..
Üff aklım durdu. Yazacak bir şey bulamıyorum. Da, şunu ilave edeyim ki, bu adam fazla büyük idealler ve buna bağlı hedefler koyup, bunların altında kaldığı için canını çok sıkıyor. En kısa zamanda kendini ortalama davranış normlarına çağırmak için laf dinletmem gerekecek.
Koçum! Dünyada bir çok insanın sahip olduklarından çok çok çok fazlasına sahipsin ve tüm bunlara rağmen kendini bunalıma sokup aptallık yapıyorsun.
Daha fazla lafa gerek var mı? Yoktur herhalde.
Bir daha ki resimde daha neşeli ol, tamam mı?
Peki ne yapalım bir daha ki resime? (inşallah) Mutlu bir şekilde ve gülücükler saçan gözlerimle poz vereceğim.
2004 05 17