Ağlıyorum…
Ağlıyorum…
Çünkü yapabileceğim veya yaptığım ve de yapabileceğim başka bir şey yok.
Ağlıyorum… Çünkü geçen yıllarım ve şimdiki hâlim ağlama ile geçti.
Keşke hiçbir şeyde gözü olmayan, sıradan, bulduğuyla mutlu olabilen mesut bir insan olabilseydim.
İçimden bir şeyler hep daha fazlasını istiyor. Nefret ediyorum bu duygudan. Ama istiyorum.
Ağlıyorum, çünkü görünen o ki gelecek zamanlarımda ağlamak ile geçecek. [inşallah tersi olur]
Ağlıyorum, çünkü istediklerim gerçekleşmiyor. Ağlıyorum, çünkü istemediklerimi yapmak zorunda kalıyorum.
Ağlıyorum, çünkü ağlanacak durumdayım. Ağlıyorum, çünkü ağlıyorum.
Allah’ım toprak, ölmek bir hiç olmakta istenmiyor işte.
Ağlıyorum, ağlayacağım. [ağlamayacağım]
Hiçbir şey de yapmak istemiyorum. Hiçbir şey aklıma gelmiyor. Gelen tek şey, gözlerimden akan gözyaşları.
Çaresizlik…
Ağlıyorum, çünkü buna alternatif olarak yapılabilecek kızmak, bağırmak gibi lüksüm yok.
Ağlıyorum.
Bugün Kurban Bayramı’nın üçüncü günü ve bu üç günde sadece bir kez dışarı çıktım, o da bugün. Bayram Namazı’na bile gid(e)medim. Bayramdan bana ne? Bayram sübjektif bir şey olsa gerek.
Bu durumdan kurtulduğum gün, bana o gün bayram olur. Yani hiçbir zaman. [..]
Hep dua ediyorum. Ettim de ama nereye kadar? Günahlar da işliyorum. Günahlar dualarımın etkisizliğine neden oluyor. Ah günahlar. Günahlardan da kaçılamıyor ki. Kaçamıyorum, dayanamıyorum.
Allah’ım çok şükür sağlığım yerinde. En azından biyolojik sağlığım.
Ruhsal sağlımın yerinde olduğunu zannetmiyorum.
Yapabileceğim başka hiçbir şey yok.
Ağlamak, ağlamak, ağlamak.
Dualarım kabul olmuyor. Bu normal. Ne yapabilirim ki, olmuyor.
Bu hayatı, bu niçin yaşadığım tatmin olmadığım hayattansa bebekken kazayla ölseydim. Kaybolup bir yerlerde donsaydım. Birisi yanlışlıkla ya da bilerek beni öldürseydi.
Çaresizlik. İstediğim şıkkı seçememek. Bir sürü alternatiften haberim olduğu hâlde seçmek zorunda olduğum tek şıkkı seçmek zorunda olmak.
Yalnızlık.
Yalnızlığa mahkûm olmak. İstediğim kişi olamadığım için toplumdan tecrit yaşamak. “İstemediğim rolü oynayacaksam topluma hiç çıkmam daha iyi” düşünces(izliğ)i.
Bayramın üçüncü günü. Kimseyi aramadım, kimseye mesaj atmadım. Kimseyi merak etmiyorum. Sadece bana mesaj atan birkaç kişiye cevap gönderiyorum o kadar.
Yalnız kalmak istiyorum, şimdiki gibi. Tek başıma. Ağla, ağla, ağla! Salak salak akşam olmasını bekle. Duvarlara bak, geri zekâlı televizyonu seyret.
Bir şeyler üretmek mi? Umurumda değil. Yazılar yazdım ama dönüp bakmak bile istemiyorum. Sonuca ulaşacağımdan emin olmadığım, daha da kötüsü hedefime başkalarının aptal beğenileri vasıtasıyla ulaşabileceksem niye uğraşayım ki? Tünelin sonu yok.
İstemiyorum. Daha fazla sürüklenmek istemiyorum. Sürüklenmektense öleyim daha iyi. Ah bir ölsem. Bu da istediğim için gerçekleşmiyor ya!
Borç batağındayım. Borçsuz yaşayamıyorum. Okulda altıncı senem, bu umurumda değil ama yine de… Duygusallık fakiriyim. Birisini sevmek istiyorum bunu da yapamıyorum. Kimi niye seveyim ki? Bana göre kimse yok. Altıncı yılını okuyan, parasız, işsiz, üçüncü sınıf, psikolojik sorunlu birisi olarak ne yapabilirim ki? Yaparsam günah, yapmazsam azap. İki ateş arasında.
Ağla! Sen ağlamana bak. Dünya senin neyine.
Güzel geleceğe tebessüm et!
Neyine tebessüm edeyim?
Gelecek yok, geçmişin geleceği karartma gerçekliği, şimdinin çaresizliği var.
Gelecek,, şimdi.
Şimdiki durumum ne ki?
Şimdi de önceden beklediğim gelecek değil mi ki?
Hadi gaza gel! Demir yürek. Azim abidesi….
Bunlar yalan.
Maalesef, iplerine hâkim olamadığım bir yolda ilerlemek zorundayım. Çabalarım; hiç de işe yaramıyorlar. Sadece ulaşmak için sarf ettiğim gayretlerim hedeflerime yaklaşamamama ve böyle ağlamama neden oluyor.
Yeter artık!
2004 01 03