Önce olaydan bahsedeyim.
Bugün (perşembe) bir klavye+Mouse aldım.
Bunun hikâyesi;
Pazartesi klavye+Mouse almak için gittiğim birkaç yeri dolaştıktan sonra, en son girdiğim yerde uygun fiyata istediğim ürünü buldum.
Sadece bu mu?
Daha fazlasını da; klavye+Mouse’un fiyatı çok uygundu.
O dükkâna girer girmez başım dönmeye başladı. Yo, yo, fiyattan değil. Birden bir rahatsızlıkta olmadı. Farklı bir şey, ya da aynı bir şey.
İçerideki satıcı. O satıcı başımı döndürdü.
Ah! Ne güzellik.
Pazartesi günü siparişi verdim, Salı günü malı almaya gidemedim. Çarşamba gittiğimde mal gelmemişti ama o güzeli üçüncü kez gördüm. Bugün klavye+Mouse’u aldım, o güzeli de bir kez daha gördüm.
Allah’ım sen ne güzeller yaratıyorsun. Bu ne efsun, bu ne cazibe! Şimdi ondan bahsederken bile vücut kimyama bir şeyler oluyor.
Olayın son kısmına gelince; ilk üç gidişimde tam bir manik depresif gibi mi, kendim gibi mi gittim. Veya satış temsilcisi bayanın büyüleyen güzelliği mi (doğru şık bu) [yoksa Abazanlık mı. Sus! Densiz.] bilmiyorum. Hep espriler yaptı(k)m. Hoş sohbetler ettik.
Ve en son kısım: Bugün de her şey tabii seyrinde ilerlerken bir ara o güzel hakkında, diğer iki kişi ile konuşurken “…çok fena değil..” dememle oradaki orta üstü yaşlardaki bayan “Ne demek istiyorsun?” dedi.
Ve muhabbet bir acayip oldu.
Söylerken yeryüzünde değildim. Doğrusu nerede olduğumu bilmiyordum. Galiba bulutların üzerindeydim. Etrafımda sadece uçsuz bucaksız beyazlıklar vardı. Bu pamuksu bulutları da görmüyordum ama hissediyordum. Konuşmamın bitmesinin ardından “Ne demek istiyorsun” lafı ile birlikte 0<r<40m yarıçaplı buluttan çemberler etrafımda dönmeye başladılar. Bu çemberlerin tam olarak ne tarafa döndüklerini hatırlamıyorum. Galiba bir kısmı sağa doğru, diğer kısmı sola doğru aynı zamanda ∞ şeklinde kavisler çizerek dönüyorlardı.
Ben hâlâ bulutlardaydım.
Klavye+Mouse hazırlanırken bir şeyi fark ettim. Yeryüzündeydim. Bir bilgisayar satış dükkânında müşteri olarak içerideydim.
Bir şey daha. Biraz öncesine kadar gülücükleri saçıldığı bu ortamda “… Fena değil …” sözlerinden sonra adeta sessizlik bombası atılmıştı.
Galiba bir yerlerde hata yaptım.
Bulunduğum bulutlarda bu kez bulutlar değil ben dönmeye başladım. Bir hortumun etrafında döne döne yeryüzüne indim. Etrafımda bir güzel, bir top sakallı adam (güzelin bir şeyi olabilir), bir orta yaş üstü (güzelin diğer bir şeyi olabilir (hatta annesi bile olabilir)).
Güzel bana klavye+Mouse’u uzattı. Bu kez nerede olduğumu kesinlikle hatırlamıyorum, bulut falan da yoktu.
Biraz önceki negatif etki yaptığını zannettiğim ifadeler yüzünden utanç içindeydim. Adeta, topluluk içinde birden bire üzerimdeki tüm elbiseler çıkmıştı. Örtünmek için bir şeyler arıyordum. Yerin derinliklerinde, karanlık mağaralarda duvarlara tosluyordum.
Karşımdaki güzel.
Başım göklere çarpmak üzere. Yer ve gök arasında gidip geliyorum.
Faturaya imza attım. Klavye+Mouse’u aldım. Önce yaşlı kadına sonra da güzele “İyi günler” deyip dışarı çıktım (ya da fırladım).
Geride kalan soru işaretleri.
“Ben bu kıza niye vuruldum”
Çünkü o birçok yüzlercesine göre benim için farklıydı ve elektrik olayı. “Acaba o benden hoşlandı mı?” Büyük ihtimalle. Gözlerimiz hep birbirine bakıyordu. (Lanet olsun! En kötüsü onun benim hakkımda ne düşündüğünü bilememek). “Ortalık niye sessizliğe büründü?” Ancak bir serserinin demesi muhtemel bir şekilde hem de annesi olabilecek kişiye hitaben o güzel hakkında züppece “… Fena değil …” ifadesini kullanmış olmam olağan olarak yanlış anlaşılmama neden oldu. Halbuki, her neyse.. “Arkası gelmeyecek bir olaya niçin girmek istiyorum ki?” Bu da birden gelen soru. Cevabı da; romantik açlığım olsa gerek. Gerçi bu romantik açlık olayı bir F de, bir de bunda böylesine yoğun bir şekilde açığa çıktı ya, neyse…
Söylenecek çok şey olabilir ama…
O kız mükemmeldi.
Benim bu işi başlamadan sonlandırmam, bir daha bu işin yakınından bile geçmemem (bir telefon açıp “beni yanlış anladınız” bile dememem) gerekiyor.
Niye paradokslar (çok hoşlandığım iki kişinin de daha fazla ilerlememe engel konumda olmaları) yaşamak zorundayım. (Bu mükemmel parça fena değil, mükemmel fakat bir dükkândaki satıcıdan her ne sebeple olursa olsun bir beklentim olamaz. Dün başka birisi, bugün ben, yarın başkası. Memlekette yakışıklı çok. Yüzlerce kişiyle göz göze gelme ve bir sürü kişiyle benimki türünden şeyler..)
Daha ne kadar idare edeceğim? Bir gün bunlar gibi (F ve bu) birisi ile karşılaşırsam ve kendini bana bırakırsa (aslında kendini hemen bırakırsa zaten 1-0 yenik değil, 5-0 yenik başlar. Şartlar çok müsait olursa) o zaman ne halt ederim?!
Ben sapık (iğrenç kelime) mıyım yoksa neyim?
Bir kez daha, bir ay parçasını daha unut gitsin.
Başlamadan unut, zira bir daha unutamazsın.
2004 06 04