Saat 05:30
Yataktan kalktım ve hemen masanın başına geçtim. Cep telefonumu ve masa saatimi tam 05:30′a kurmuştum. Cep telefonu “başına” kelimesinin oradayken çalmaya başladı. Masa saati henüz çalmadı.
05:30′a kurma nedenim vakit girer girmez sabah namazını eda edip, kerahette de uyuyarak daha fazla uyumaktı. Her neyse…
Rüyamda kısaca bir dersin -masa saati öttü ve kapattım- fotokopilerini toplayan birisi gibiydim. Bunu da geçelim. Sınıfta en solda arkada oturuyordum.
Ders başlarında F’ye kendisiyle görüşmek istediğimi belirtmiştim, o da bana sükûtla karşılık vermişti.
Aradan geçen fotokopi vs. işlemlerinin ardından, ders bitiminde bana doğru geldi ve ders başındaki görüşme isteğimi -her nasılsa önceden ona nasıl olmuşsa- verdiğim CD’leri geri almak istediğimi belirtmek için söylediğimi zannettiğinden CD’leri geri vermek istediğini söyledi.
Ben ise katiyen CD’leri almak istemediğimi söyledim. Ve “ben sizden bunları istemiyorum, başka bir şey, çok daha fazlasını istiyorum. Yanlış anlamayın başka bir şey kastetmedim” dedim.
“Sizden “sevgi” istiyorum” dedim. O da gülümsedi.
Ufak tefek net hatırlayamadığım saçma sapan anlık bir şeyler daha gördüm ve uyandım.
Analize gerek yok herhalde. Belki sıradan bir rüya ama belki de bilinçaltımı açığa çıkaran hormon dengesini sağlamaya yarayan bir rüyadır. Belki sadık, belki sadık olmayan rüya… Bunu boş verelim. Bir şeyi çok istedim, onun sevgisini. Sevgi ne büyük ihtiyaçmış meğer. [Aslında onunla gerçek hayatta göz göze gelsem, birkaç laf etsem, biraz ısrar etsem ve onun sayesinde (=yüzünden) yazdığım bu aptal yazıları göstersem, istediğimi alabilirim. Aman neyse... Asıl kişiyi bekleyeyim]
Onun sevgisini istemem beraberinde başımın etini yiyen paradoksları da beraberinde getiriyor ki, bu şu andaki adı konmamış en büyük endişem.
O bana bunu gerçek hayatta “Sevgim de senin, ben de…” gibi bir şekilde söylese ben ona karşı ne cevap veririm.
Onu bağrıma (fiziksel değil tabi) basabilir miyim?
HAYIR!
Çünkü paradoksal olarak birincisi; maddi durumum o kadar berbat ki kimsenin sevgisine karşılık verebilecek özgüveni kendimde bulamıyorum. En önemlisi sol ayakkabımın sağ ön kısmındaki gittikçe büyüyen ve görünür olmaya başlayan deliğin olması karşısında ayakkabılarımı yenileyebilmek için beklemek zorunda kaldığım müddetçe bu çok zor. İkincisi; bu kişi dini ve ahlaki olarak ters birisi iken (koridorda birisiyle öpüşmüş. İğrenç, berbat. Hayır, hayır, asla) bana beni sevdiğini söylese bunu nasıl karşılayabilirim ki?! Üçüncüsü; sosyal sorunlar; uyuşmazlık, farklı dünyalar, değişik geçmişler ve bunların sonucu hayat boyu yapaylık. Dördüncü; diğer tüm olumsuzluklar (ancak evlendikten sonra görülüp, anlaşılabilecek ve hiç öğrenmek istemiyorum).
Rüyadan mesrur bir şekilde uyanmıştım. Keşke gerçek hayatta da mesruriyetim sürebilir olsaydı.
Neyse. Rüya faslını kapatalım gitsin.
Umutlar, beklentiler, idealler, hayaller ve realite. Bunlar nasıl olsa birçok insanda bir araya gelemeyecek kavramlar. En iyisi hâline şükretmek.
Namazı kılmak ve tekrar uyumak. Zira sabah ezanı da gitgide yaklaşıyor.
Bir şey daha: beyaz bir masada, saat 05.49, masa lambası ışığındayım. İnanıyorum ki şimdi beni birçok melek izliyor.
2004 02 21