On, on beş dakika önce aynaya bakmıştım. Bakmıştım ve ürpermiştim. Ayna ne kadar da acımasızdı. Belki de acımasız değildi, belki de aslında biraz fazla realistti. Ve maalesef acı söylüyordu. Aynayı dost olarak görmez, hatta sevmediğim bir nesne olarak bile kabul ederdim ama… Ama ayna gerçeği bağırdı. Belki bağırıp duruyordu da şimdi fark ettim, belki de bu ilk bağırışıydı da mesajı aldım. Ne olursa olsun.
Aynadaki adam ben miyim? Ben miydim?
Her şey için çok geç. Bundan sonra artık geri sayımın hızlandığı anlar. Kendimi kırk elli yaşlarındaki gibi, yani olduğum gibi hissetmeye başladım. Bu anlık duygusal dalgalanma da değil gibime geliyor. Her zaman, saatin her geçen dakikasının bana verdiği acı, aslında hissettiğim yaşlanma olayının vuku bulmasının tezahürüydü.
Dönüp bakıyorum ve bir “hiç”ten başka bir şey göremiyorum. Hep yarış, hep bir şeylerin peşinden koşma, hep ulaşamadıklarımın acısı..
Aynadaki adamın alnındaki çizgiler oldukça belirgindi.
Bu depresif ruh haletinden hasıl olan bir karamsarlık değil, bu, tablonun tüm aydınlığı ile ne kadar da karanlık olduğunun görüntüsü.
Elimde olanla iktifa edip, olana razı oluyorum. İşimi sevmem lazım. Grafik yapmakta mahir de olsam, bir sürü aptal yazardan daha işe yarar şeyler yazabilecek kabiliyetim de olsa, bilgisayarla ilgili bir şeyler de yapabilme şansım olsa da burada bir duruyorum.
F’yi tüm her şeyimi ortaya koyarak gerekirse gururumu çiğneyerek, içimde ukde kalmasına razı olarak daha fazla ileri gitmeyip unuttum, X’i de kalbimde bıraktığı o güzel ize rağmen hiç bulaşmamaya çalışarak ondan da vazgeçtim ve şimdi ikisinden daha çok şiddetlice olarak bir gün bir BMW’ye sahip olma hayalimden de vazgeçiyorum.
[Psikolojik yapımda bozulmalar olduğunu tam olarak anlayamıyorum fakat kesinlikle yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu sezebiliyorum]
Yapabileceğim bir sürü iş olduğunun farkındayım fakat en son yine başladığım yere dönmek istiyorum. Daha fazlasını istedim, yurt dışına da çıkmayı hayal ettim fakat; küçük bir kasabada yaşamış olma hayalim de vardı. Sadece kalabalık, yoğun, efor gerektiren, kapasitemi zorlamamı gerektiren birinci şaşaalı şık değil; sakin, kendi halinde, sıradan ve mütevazı olan ikinci alternatif. Aslında hepsi bu kadar.
Yaptığım şey; kişisel “büyük senaryo”m karşısında pes etmek. Her şeyi akışına bırakmak. (Biraz aptalca gibi geliyor ama aslında dahice de gelmiyor değil. Belki de paradoksal bir şeydir)
2004 10 21