Olay1
Yaşadığım dünyada bir sürü içinden çıkılmaz (dersler, maddiyat, karamsarlık, aşk..) durum içine düştüm. Bu olaylarda hep kendimi motive edip, bir şekilde üzerinden gelmeye çalıştım ve güçlü olduğum hâlde bu olaylar karşısında hep kendimi aciz hissettim. Sanki bir güç bana engel oluyor, beni zora sokup benimle dalga geçiyor. [Biraz önce arkadaş aradı. Beraber çalışmamıza rağmen o BB, bense DD almışım]
Olayların presi beni yarı sarhoş yaptı. Bu yarı sarhoş hâlimde tüm nesnelerin düzenlilikten bozukluğa gitmesi gibi kötüye doğru gitti. (Bu durum beni günaha [tv, müstehcenlik, isyanımtraklık..] sevketme sebebi olup bana bahane kaynaklığı yapıyorlarsa da, bunların hiç birine kanmamalıyım. Daha da zor olanı başarıp hepsinin üstesinden gelmeliyim) Gittikçe kötüye giden dünyam sırasında, aslında bir yandan da olup bitenin farkındayım. Ama ne bileyim başaramadım. [Bir şeyden kesinlikle eminim ki; her türlü muvaffakiyet için kesinlikle bir dış gücün (Allah (cc)) inayetine ihtiyaç var. Ve her neye sahipsek hepsini veren O.]
Egom acizlik girdabında eman diler oldu. İradem aslında kendi başıma bir şey yapamayacağımı anladı. [Niye aklıma geldi bilmiyorum ama.. Birinci sınıfa geçtiğimde başarısız öğrencileri küçümsemiş, onları zeka seviyesi düşüklüğü ile yargılamış, hallerine gülmüştüm. Fakat şimdi kendim en kötü öğrenci seviyesindeyim. Yedi yılda ancak bitirebileceğim.]
Günah bataklığı bunalıma, bunalım günahlara sürükledi. “Ah Allah’ım ne olur kurtar”. Şimdi öncedenki gücü (C’dan aşırı derecede hoşalanıyor olmama rağmen, ona aşık olmamış kendisiyle doğru dürüst konuşmamıştım bile.. ) kendimde bulamıyorum. [O gücün bana o zaman lutfedildiğini şimdi anlıyorum. Zira şimdi C yakınlarımda olsaydı...]
Tamam teslim oluyorum ve itiraf ediyorum. Ben (ben değil, bu aciz kul) bana lutfedilenden fazlasına sahip olamayacak, sahip olduğu ve olacağı her şeyi, her şeyin sahibinden dilenecek kadar çaresizin tekiyim.
Olay 2 – Innuendo
Son zamanlarda dilimden düşmeyen bir parça var.
“You can be anything, you want to be.
Just turn yourself into anything you think that you could ever be
Be free, with your tempo “be free” be free.
Surrender your ego “be free” be free to yourself.
If there is a God or any kind of justice under the sky
If there is point if there is a reason to live or to die
Ha. If there’s an answer to the questions we feel bound to ask
Show yourself ‘destroy our fears’ release your mask”
Şeklindeki Queen’e ait Innuendo parçasının bir kısmı. Evet madem ki inandığım bir Allah’ım (cc) var ve madem O’nun beni sevdiğini (aksini nasıl düşünebilirim ki.) biliyorum. Ve çok defa O’nu hissediyorum. O halde niçin geri zekalılık yapıpkendimi manevi boşluklu kişilerde görülebilecek karamsarlıklara itiyorum. Madem O (cc) var öyleyse yalnızca O’nun istediklerini istemeli, asıl düşünülmesi gereken öbür dünyaya yönelik şeyleri düşünmeliyim.. [Geçenlerde Hastalar Risale'sini okumuştum. Galiba altıncı bölümden çok etkilenmiştim]
Kendime gelmeliyim. Kendime güvenmeliyim. Ve en önemlisi kendime olan inancımın beni Firavunane enaniyete sürüklemesine engel olup, sahip olduklarımın birer hediye, birer ekstra lütuf olduğunu aklımdan çıkarmamalıyım.
Olay 3 – Hellscreams
“bazı bilim adamları yerin dibine doğru araştıma yaparlarken 14.4 km derinde bazı garipliklere şahit olmuşlar. Sıcaklığın 1500-2000′lerde olduğu bu noktalardan acayip sesler geliyormuş. Bu sesler bizim duyma frekans aralığımızda olmayan seslermiş. Nasıl yapmışlarsa bu garip sesleri insanların algı dünyasına uyarlamışlar ve bizlerin duyabileceği formata sokmular.
Ve sese kulak vermişler. Sıcaklığın oldukça yüksek olduğu bu yerdeki garip seslerin dinlenebilir frekanstaki sesler acı içindeki belki binlerce, belki milyonlarca insandan yükselen feryatlarmış. Önce anlam verilemeyen bu bağırtıların daha sonra cehennem alevlerinde yanan insanlardan çıkması muhtemel sesler olduğuna çünkü bıu kadar derindeki çok yüksek magma ısısı akla hemen cehennemi getiriyor. Rus araştırmacılar bu seslerden sonra şaşkına dönmüşler ve bunların bir kısmı gördükleri karşısında aklını yitirmiş diğerleri ise dinsizlikten vazgeçip Allah’a inanır olmuşlar.”
Bu, bugünlerde internette dolaşan bir şey. Sabahleyin ben de “hellscreams” isimli yaklaşık yarım dakikalık sesleri dinledim ve saatlerdir bunun etkisindeyim.
Araştırma olayı ne kadar gerçek, ne kadar uydurmaca bunu bilemeyiz fakat gerçek olan bir şey var ki, cehennem denen yer var ve bazı ruhlar orada ebediyyen azap görecekler.
Aman Allah’ım!!
“Rahmetini üzerimizden eksik etme ve merhametinle bizleri kucakla”
Altı saattir hep bunu düşünüp durdum. Ölüm ve sonrası. Kesinlikle bir gün gelecek. Şimdi geçici olarak buradayız, sadece misafiriz.
Kendimi şimdi dışarıdan izliyorum. Kendime sanki odanın köşesinde bulunan kameradan bakıyor gibiyim. Bunu dinlediğim arkadaşımın evinden buraya gelene dek kırk dakika geçti ve bu süre zarfında bir çok insan işleri güçleri peşindeydi. Yol boyunca tüm insanları sanki ben aralarından geçen bir ruhmuşum (Arkadaşımın ifadesiyle, siyah beyaz bir klipteki tek renkli öğe) gibi gözlemledim. İnsanlara atmosferden baktım. Hepsi çok meşguldü.
Yol boyunca takım elbiseli insanlar, süslenmiş bayanlar, gülenler, hüzünlü olanlar ve neler neler.. gördüm.
De….
Bu insanlardan bana ne. Zaten ben de onlardan birisi değil miyim? Ben de işimin peşinde koşturmuyor muyum? Yol boyunca hoşuma gidebilecek bir çok şey gördüm. Yol boyunca alış veriş merkezlerinin önünden geçtim. Bilgisayar dükkanları, baklava satan yerler..
Bir sürü güzel kız gördüm, hayalimi süsleyen BMW’den iki tane gördüm. Bir tane de markasını bilmediğim güzel bir jip gördüm. Dinlemekten hoşlandığım müzikler duydum. Bahçeli evlerin önünden geçtim…
Ama..
Hiç birisi umurumda olmadı. Çünkü hâlâ kulağımda çığlık atan insanların sesleri vardı.
Şimdi her şey o kadar anlamsız geliyor ki. Kendimi sadece dünyada bir böcek olarak görüyorum. (keşke böcek olsaydım da mesuliyetim olmasaydı)
Yüksek maaşlı bir iş aklıma gelmedi.yolda gördüğüm BMW’ye oturduğumu hayal etmedim. Yanı başımdan geçen kızlar umurumda olmadı (birisinin parfüm kokusu çok güzeldi). Bahçeli evin önünden geçtiğimi, geçerken fark etmedim.
Her şey o kadar boş geldi ki.
Kulağımda azaptan bağıran insanlar ve gözümün önünde alevlerin arasında zar zor seçilen ve kimisi kendini yerden yere vuran, kimisi hareket bile edmeyen, kimisinin gözleri akıyor, bazısının kollarında zincir öne eğilmiş başıyla yığılmış kalmış, ve saire, ve saire..
Kafam allak bullak.
Beynim mesuliyet sancısı içinde. Aklıma “Kal-ü bela” geldi. O günle ilgili hiç bir şey hatırlamıyorum. Fakat artık ok yaydan çıktı ve bu imtihanın ortasındayız. Geriye tek bir şey kalıyor; önce acı çekip sonra huzurlu yaşama şıkkını seçmek.
Ha! Bu arada. F mi? Hıh hıh! Aklıma bile daha yeni geldi. Değil F, hiç birisi. Sadece verirse bir hayat arkadaşı sadece o hayırlısı..
Olay 3 (Ek)
Aradan sekiz saat geçti ve ben hâlâ o sesleri duyuyor, o silüetleri görüyorum. Pişmanlıklar, bir kez daha dünyaya gelmek için yalvarmalar, bir fırsat daha dilenmeler…
Artık yapabilecek hiç bir şey yok. Bundan sonra hep yanacaksınız!
Pufff!
Cıss!!
Niye böyle laflar ediyorsun? Korkutmasana!
Kimi? Niye korkutmayayım? İsteyen eğlenceye devam etsin. Ben duvarı seyredeceğim.
Ama Allah (cc) affedicidir.
Tabi ki affedici. Fakat sen de, ben de biliyoruz kibir şey elde etmek için her zaman başka şeyler feda etmek gerekiyor. Hatta bazen çok şey feda edip hiç bir şey elde edemiyoruz. İmtihan çalışmayla geçilir. Hocanın kanaat notu ancak çabalayana fayda getirir.
Niçin bu kadar insan yansın ki? Ne bileyim.. biraz sadistçe..
Kesinlikle hayır! [Aman Allah'ım bu sözler bulmak için. Estağfurullah]
Her insanı hayra götüren bazı özellikleri vardır ve her insanın doğru yola varması için bir fırsatı vardır. Herkesin kafasının tak ettiği bir zaman, bir olay, bir durum vardır. Herkes iki şeyden birisini seçme pozisyonunu yaşamıştır. Ve herkes seçiminin ardından ya huzurlu olup zoru seçmiş ya da tedirgin olup kolaya kaçmıştır.
Herkeste hayır işleme potansiyeli ve şerden kaçma istidadı vardır ve bununla birlikte iki haptan birini seçme karar ânı ve seçim yapacak iradesi vardır. Belki bazıları şanslıdır, bazılarına ekstra lütuflar güler. Ve bazıları da talihsizdir, daha girişte ışığı kapatma şıkkını seçtiği için artık yol boyunca önünden geçtiği hiç bir güzelliği göremez ve artık hiç bir zaman geçerli olacak, en son şans olan iki haptan birini seçme şansını elde edemez. (Allah’ım bundan sana sığınır, her zaman doğruyu seçme veya zorunlu olarak güzele ittirilmeyi senden aciz bir kulun olarak dileriz. [Bu ittirilme olayı çok su götürür; ittirilme olayı çoğu kez şer olarak algılanır ve aslında]) Kimisi hep aydınlık koridorda ilerler, kimisi sonunda aydınlığa ulaşır, kimisi ise sonunda karanlığa düşer.
Bir gerçek var ki bir çok kişi öyle ya da böyle bir şekilde aydınlıktan haberdar olur, en kötü ihtimalle de aydınlığı seçmesi için eline bir fırsat geçer.
Şimdi ufak(!) bir sorun var. Buna kısaca “mesuliyet sorunu” denebilir.
Şöyle ki bu yazıyı okumuş olan kişi “seçim” olayından haberdar olmuş oldu. Yani bir şekilde bu yazıyı okuyanlar sizin de artık “mesuliyet sorunu”nuz var. Yani en azından seçimden haberiniz var. Ni ho hahh haa!
Şimdiye kadar aklıma gelmedi, duyduysanız son cümleler sizin içindi. (ve maalesef benim için). Bu arada bir de “deli”ler var. Onlar, bundan bir şey anlayamaz, zaten onlar için fark eden bir şey de yoktur.
2004 05 17