Bir şey dikkatimi çekti; artık eskisi kadar bu saçmalığı (günlük denebilecek yazılar) yapmıyorum. Buna gerek duymuyorum. Daha fazla bununla uğraşmak istemiyorum. Fakat hâli arz açısından birkaç noktaya temas etmek istiyorum.
Borçları ödeme fazına geçtim, yani artık daha fazla borç almak yok, olanları (dokuz yüz milyona dayanmış olsa da) ödemek var. (Bu bile tek başına niçin kendimi iyi hissetmeye başladığımın göstergesi sayılabilir) Bu konuyu kısa kesmek, boş laflar etmek, olayı dramatize etmek istemiyorum..
Okuldaki yedinci senem ve derslerim devam ediyor. Bugün sabah da yoklaması zorunlu (%70) olan .. dersine gitmedim. (Ana sebep; yağmur yağıyordu. Yağmurda giyebileceğim bir uygun montum ve ayakkabım yoktu. Öğlen kredi kartı saçmalığı ile ikisini de aldım. Artık rahatım, okula da gidebilirim. Yan sebep; okuldan nefret ediyorum ve kapısından adım atmak istemiyorum. Bir çeşit hapishane gibi geliyor. Aman Allah’ım (cc), kurtar beni buradan! Başka bir sebep; yağmur yağarken, su sesini duyarak uyumak ne kadar güzel oluyor! Bir sonuç; Okula aslında ilaçlarımı alabilmem için gerekli olan sevk kâğıdı almak ve internet’e bakmak için gidecektim fakat onları da yapamadım.) Çok da önemli değil aslında. Vermem gereken altı ders (herkese dört ders olduğunu söylüyorum, ya da yalan atıyorum. Bunu yapmamalıyım ve yapmalıyım) var. Bunların en az birini verip okuldan atılma riskinden kurtulmam lazım falan… [Görüldüğü gibi fazla bunalım gerektirecek bir durum yok. Rahat olmalıyım ve bundan sonrası için yapmam gerekenleri elimden geldiğince yapmalıyım. Mesela; yarın sabah ki derse gitmeliyim.]
Ve aşk meşk olayları; bu günlerde bir kaç tane psikoloji kitapları, aşkın psikolojisi falan gibi şeyler okuyorum. Kafamda bazı şeyler iyice yerleşiyor.
1- Âşık olup evlenenlerin %50 gibisi boşanabiliyormuş. Ana sebep aşk beklentiyi artırıyor ve artan hassasiyet yıkımla neticeleniyor.
2- Aptallar (şaka değil, çok ciddiyim) ve sorunlu insanlar içinde bulundukları acı verici hâllerden kurtulmak ve sorunlarından kaçış yaşamak için bir karşı cinsi içlerindeki romantik isteğinde dürtmesiyle kurtuluş vesilesi olarak görüyorlar ve bu görüşleri de aşk gözlüğünün yanıltıcı göstermesiyle hatalı ve hırpalayıcı oluyor.
3- En uygun olan evlilik temel olarak benzer özelliklere sahip kişiler arasında gerçekleştirilebiliyor. Buna idealler (ideoloji, dini inanç, vs. vs.), toplumsal yapı (maddi, manevi), fiziksel uygunluk, çevre (kaynana & kaynata olayları da dâhil (şahsen kaynanamdan da, kaynatamdan da hoşlanarak bir eş seçmem gerekiyor. Yoksa iyi olmaz!)), falan filan etkili. Bir önemli nokta; dünyada tek kişi diye bir saçmalık yok, onun yerine o zamana dek karşılaşılan en uygun kişi var. Eğer en iyi aranıyorsa, bu en iyiyi neye göre arayacaksın? Daha yakışıklı&güzel mi, daha x mi, daha y mi? Bunların hepsi ile eninde sonunda karşılanılabilir, fakat hiç birisi kendisine bağlandığın kişinin yerini hiçbir zaman tutamaz çünkü her şeye yeniden başlayacaksın falan. Bu ömür sonuna kadar sürdürülecek bir oyun değil ki! Bu konuda çok şey söylenebilir, en iyisi kısa kesmek.
4- Aşk hormonu denen saçma sıvıcıklar. Bunlara aldanmamak gerek. Bunlar biyolojik ve kimyasal olarak uygun olabilecek kişilere karşı gerçekleşen saçmalıklar. Önemli olan bir sürü parametresi denk olan kişinin aynı zamanda biyokimyasal olarak da uygun olması. Yani kimyası tutan birisi değil, uygun kişini aynı zamanda kimyasının tutması ki, insanların yüzde yirmisi buna uygun olmalı, yani beş (hadi en kötü ihtimalle on kişi) uygun alternatiften birisi illaki biyokimyasal olarak ta tutar.
5- “Emr olunduğun gibi ol!”, tasalanma, tevekkül et!
F ve X’mi? X’i unutmak üzereyim çünkü tipi aklımda kalmadı. F de,.. Ah F! Onunla şu lanet okulda her an karşılaşa bilirim. Ama hayır! Aptal değilim. O bana göre değil. Olay sadece basit bir vaka, o kadar. Belki onunla bu konuda birkaç kelam edip içimi rahatlatır olası ukdeden kurtulurum hepsi bu!
Kesinlikle bu dediğimden.
İlk kez olaya bu kadar “normal” yaklaştım.
Tamamdır.
Ve başka mesele; içim bir türlü rahat etmiyor. Sanki peşinden koşturmam gereken bir şey varmış gibi geliyor. Zamanın geçmesine tahammül edemiyorum. Kendimi sorumlu hissediyor ve illaki bir şeyler yapmam gerekiyormuş gibi hissediyorum. Tarif edemediğim bir hazzı arıyorum. Bilmediğim bir hayali kovalıyorum.
Hadi hayırlısı! Düzelirim inşallah!
Bu kadar. Ama sanki daha anlatmam gerekenler varmış gibi geliyor.
Gidin, gidin, gelmeyin.
Değinmeden edemeyeceğim. İyi bir şey değil ama. Ne yapalım?
20′lik dişlerimden birisini çektirdim. Sanki bir zararı varmış gibi. Şimdi de dişi çektirdiğim kısımda bir şeyler var. Tam anlayamadım, acaba maydanoz artığı mı, yoksa diş çekildikten sonra atılan dikiş ipliği mi? Yoksa doktorun yazdığı üç ilacın (tendüriyot, gargara bir de ağrı kesici) hepsini alsa mıydım. Gerçi ağrı kesiciyi aldım. Bir kez kullandım bir daha kullanmadım. Nasıl olsa ağrı yok. Da. Ya diğerleri önemli bir şeyler olmasınlar. Ya dikiş ipi çıktıysa, ya dişim …(ne bileyim ne,) iltihap kaparsa!
Neyse boş ver. Kendi kendine düzelir.
2004 10 07