Haberler berbat. Yazacağım şeyler tanıdık. Ekstra bonus da var. Ruhsal acılarıma şimdi bir de sol alt ve üst azı dişlerimin ızdırabı eklendi.
Bir de böyle deneyelim; acı türlüsü.
Okulu önümüzdeki yıl bitirebilmeyi umuyordum fakat gelen felaket notlar bu fikrimi gereksiz hatta saçma kıldı.
Açıklanan bir dersi şartlı geçtim, birisinden kaldım, birisinden de kaldığımı hocanın imalarından anladım.
Öyle ya da böyle bu berbat notlar yine geldi. Anlamadığım bir şeyler oluyor ama bir türlü akıl sır erdiremiyorum. Çalıştım, çabaladım, elimden geleni yaptım, sınavım da iyi geçti fakat sonuç; hüsran!
- a) Birileri beni bırakmak için notlarıma müdahale ediyor.
- b) Günahlarıma kefaret olayı…
- c) Ben salağım.
- d) A, b, c dışındaki diğer ihtimaller.
- - Ahh! Diş(ler)im! Her zaman beş on dakikada geçerdi, şimdi kırk dakika oldu. Hâlâ devam ediyor.
Bu işkence ruh haleti dayanılmaz oldu. Tam da depresyondan kurtulduğumu düşünmüştüm. Nedense mantıklı davranma çabaları, olayların olumsuz seyrinin ruhuma verdiği acıdan doğan duygusallığa galebe çalamıyor.
Elimden geleni yapıyorum. Mantıklı olmaya çalışıyorum. [Bu arada F olayını iyice unuttum]. Kendimden çok daha kötü durumdaki çoğunluğu oluşturan insanları düşünüyorum. Elimdekilere razı olmam gerektiğinden eminim.
Fakat…
Olmuyor, olmuyor.
Paradokslar, ruh dünyamın fiziksel dünyadan beklentileri (statü, maddiyat, güç.) ve bu fıtri(!) ihtiyaçlarımın tam aksi etkileşim hâlinde olduğum küçük dünyam arasındaki beni eziyor.
Beklentilerim ve yaşadıklarım. Umutlarım ve süre giden süreç… Dualarım ve…
Ağlamam lazım. Kendimi daha fazla yaşlanmış hissetmek istemiyorum. Birilerini umursadığımdan değil, aynaya baktığımda kendimi görmekten iğrendiğimden dolayı.
Ah diploma, ah bilmem ne.
Bir sürü trajik şey yazmamın anlamı yok. Kanalizasyon borusunda ilerlemeye devam… İlerlediğim boruyu kabullenmek istemiyorum ama artık buna alışmalıyım. Hayatımın (NŞA) yarısı geçti ve …
Yeter artık!
….
[Ahhk dişim!]
23.25
Biliyordum, daha iyi kavradım.
Maddi beklenti daima daha fazlası yönünde bitmek bilmiyor ve ona ulaşmak için elinden gelenin en iyisini yapmak yetmiyor. Bir şekilde işlerin yolunda gitmesi şart… Fırsat ele geçirmek, bir şeylere rastlamak, ummadığın bir şeye konmak vs… En iyisi hâlin zevkini çıkarmak.
Manevi alanda ise;
Nefisle baş başa kalmaya gelmiyor. İnsan hep entropik olarak dağınık, kötü, kolay ve günah olana doğru kayıyor. Kesinlikle (en azından benim için) irade (ya da karar verme mekanizması) istenen sonuca varmak için yeterli olmuyor. Kesinlikle Allah’ın (cc) rahmetinin üfültüsünü üzerine çekmek gerekiyor.
Bu konuyu da bilemiyorum. Sanki maddi olaydaki gibi işlerin yolunda gitmesi gerekiyor. Aslında bu konuda salim düşünebilip düşünemediğimin farkında değilim. Zaten bunu zor yapan da bu… Tıpkı Allah’ın (cc) varlığından emin olduğun, O’na ibadet etmekle yükümlü olduğunu bildiğin halde sanki onun seni unut… (Gerisini söyleyemeyeceğim. Ama keşke O (cc) beni sevse… Keşke sevildiğimi hissedebilsem… Keşke bu ızdıraplarımın günahlarıma kefaret olduğundan emin olabilsem. Keşke, keşke..(aslında sahip olduklarımı düşünsem O’nun (cc) beni sevdiğini göstermez mi? Tabi ki de..) Ne bileyim işte. Yani.)
2004 05 16