Kuralları ile karakterimin çeliştiği bu lanet dünyada yaşamaktan bıktım. Burada yaşamak istemiyorum. Bir an önce “öteki” âleme “hayırlısı” ile gitmek istiyorum.
Dayanamıyorum.
Kahrolası dış faktörler!!
Ben ne yaparsam yapayım, yine de bir şeyler hep eksik kalıyor. İllaki bir gücün, bir iktidarın (Tabi ki Allah’ın (cc) kölesi olma sultanlığı gibi mevzular haricindeki dünyevi aptallıkları kastediyorum.), bir şeyi onun istediği gibi yapmam gereken bir geri zekâlının ya da salak bir sistemin zırvalarını uygulamak zorundayım.
“Her ne lanet iş yapılacaksa onu kendim istediğim için yapmak isteme” duygusunu da istemiyorum ama bundan da kurtulamam ki!
Daha sabah kalkar kalkmaz çok gerekli olduğu halde (saçlarım taranamayacak derecede kirlenmişti. Niye sokaklardaki aptal araçların egzozlarından çıkan zehirler yüzünden) koca metropolit şehir İstanbul’da, hem de oy verseydim kendisine vereceğim belediye başkanı zamanında sular kesikti. Kesik olmasını bir kenara bıraksak bile ne zaman kesik olacağı belli olmaması Pavlov’un itleri gibi sanki her an sular gitmiş olabilir havası veriyor. Her neyse bu zaten çok önemli değil.
Aptal okula gittim. Yedinci idiyot senemde, yine aynı derslerden birini çoluk çocukla dinlemeye çalıştım değil. Sırf üç haftadır düzenli gidemediğim derste yoklama için bulunuyordum. Ama ne oldu? Bazen daha ders başlama dakikası olan 09:00′ da yoklama alan bunak profesör yoklama almadı. Onun yüzünden dişçiye de geç gittim.
Sonra dişçi. Dişçi dişlerime kanal tedavisi yaptı. Sonuç? O dişim hâlâ ağrıyor. Ayrıca diş hekimliği fakültesinde de bir ara sular kesildi. Sonra öğretmenlerin toplantısına geç kaldım.
Hadi özür dile. Derdini anlatmaya çalış. Üfff! Dersler yüzünden hastaneye üç gün gecikmeyle gittim, hastane yüzünden de toplantıya üç saat geç kaldım. Amaaaan!
Ardından Beşiktaş’tan, Taksim’e geç. Bir toplantı daha. Otuz dakikalık (sürmesi yeterli olan) toplantıyı üçüncü saatte başım ağrıyor bahanesiyle terk ettim.
Aptal F’ye mail atacaktım. Onu da bir türlü atamadım. İlkinde, maili tam atacakken birisi içeri dallama girdi. O sırada “attach” olmaya çalışıyordu. Sonra o çıktıktan sonra iki kişi daha bilgisayarı kullanmak üzere geldiler ve tepemde dikeldiler. “attach” olayı bitmişti fakat “send”e basmam işe yaramıyordu.
Ardından internet kafede bunu deneyecektim, bu kez de istediğim kısımda başka birisi oturuyordu.
Okuldaki laboratuarda atayım dedim. Bu kez de “compose” kısmı açıldıktan sonra birden bir ekran değişiyor, virüsümsü pencereler açılıyordu.
Yani F’nin mailini bir türlü atamadım. Bu kadar engelden sonra acaba “demek ki bu maili göndermemem gerekiyormuş” deyip bırakmam mı, yoksa “hayra muzır mani çoktur” lafına mı, yoksa içimdeki ukdeden kurtulma isteğine mi, yoksa maili göndermemin ardından olabilecek olumsuzluklara (ne olabilecekse?) göre mi davranmalıyım? Bilmiyorum. Kurallar nasıl anlamadım. Zaten anlasam da kuralı uygulayamıyorum, daha doğrusu kural olduğu için uygulamak istemiyorum.
Zamanın geçişi hem hoşuma gidiyor, hem de gitmiyor. Hoşuma gidiyor çünkü bu berbat zaman dilimi hızlıca akıp gidiyor. Hoşuma gitmiyor; çünkü her geçen zaman bir şey yapamamış olmanın acısını yaşıyorum. Bir de yaşlandığım için üzülüyorum. Yaşlandığım için üzülme nedenim yaşımın sayısal değerinin artmış olması, kırışıklık mırışıklık değil tabi. Sebebi; yirmi altı yaşına geldim ve hâla hiçbir halta yaramıyorum. En azından kendimi tatmin edemiyorum.
Dedim ya; kurallarını kendimin koymadığı bu lanet dünyadan nefret ediyorum!
2004 10 14
Yukarıdaki yazmış olduğum şeylerden, sonradan vazgeçtim (tam olarak vaz geçtiğim söylenemez fakat üslup, müslup olayı..). Bu yüzden de üzerlerini çizdim. Cıs, cıs, cıst, cıst, cıst, zz, zzzz, zzzzzt.
ppPAAt!