X olayı, son durum:
X’i aramayı (ve hatta mağazaya gidip konuşmayı bile) düşünüyordum. Bunu ciddi olarak kafaya koymuş, haziranın yedisinde o güzeli aramak için kendimi motive etmiştim. [Şimdi bu olayı düşünürken bile içim bir hoş oldu].
Son anda arkadaşımla (…) yaptığım istişare (ve sağduyu -veya mantık-ımın sesinin de dediği gibi) sonucu güzel X’i aramamam gerektiği sonucuna ulaştık. Eğer ararsam olay iyice çığırından çıkabilirdi. Olumsuzluğa tahammülüm zor olurdu, olumluluk olsaydı bu kez de güzel X’in canı sıkılırdı.
Ben -bir bayan olarak- X olsam, birisi bana aşkını itiraf etse ve bu kişi de fena birisi değilse kendimden geçerdim. Ardından bu kişi, âşık olduğunu ama bunu boş vermek gerektiğini söyleseydi o zaman da şok olurdum. Ve derdim ki “”madem bana âşıksın, insan âşık olduğu kişiyi üzer mi?”.
Şimdi, ben o değil, o ben değil fakat hamle yapacak kişi şimdiki benim. Yani bir genç güzel kızın duygularıyla oynamamalıyım…
Onu aramaktan vazgeçtim.
Ah bir de unutabilsem tıpkı F’yi de unutmam gerektiği gibi.
…
Çıldırıyorum.
…
X defterini kapatmak zorundayım. Peki, kapatabilecek miyim?
Asıl korkum, en büyük fobim; nisafobi.
Bu konuda kendimi o kadar güçsüz hissediyorum ki! Birinci deliği (F), ikinci deliği (X) ise başlamasına fırsat vermeden tıkadım. Fakat sorun şu ki, delikleri tıkadıkça basınç daha fazla artıyor.
Yoksa yanlış mıyım?
Bu da en büyük sorun! Neyle mücadele ettiğini bilemiyorsun.
Önceden sadece birkaç kişi dikkatimi çekerdi, korkarım şimdi “birkaç”ın yerini “birçok” almak üzere.
Bugün HE’nin “Sabrın Gücü” vaazını seyrettim. 50-55′inci dakikalardaki kısım adeta merhem gibiydi.
Çok etkilendim, çok duygulandım.
Peki, etkisi ne kadar sürdü? Vaaz süresince!!
Ya tam tersi etkileyenler ne kadar etkiliyor? Kalan tüm süre boyunca.
Dedim ya! Çıldırıyorum.
“Allah’ım yardım et” diyeceğim ve diyorum.
Ah keşke -sadece- bunu demek yetseydi.
2004 05 15