Bugün öğrencilerden birisi benim yaşımı 35 olarak tahmin etti. Bundan üç dört yıl önce de yine başka birkaç öğrenci de yaşımı o zaman otuz beş olarak tahmin etmişti. Kendimde zaten her zaman kendimi otuz beş yaşında gibi görüyor ve öyle hissediyorum. Ta ki, bu his kırk yaşıma vardığımda bu lanet okuldan mezun olana dek sürecek.
Tamam, ne olmuş? Otuz beş yaşındayım. Bunu kendimin ifade etmiş olması fazlaca acı vermiyor fakat başkalarının bu tür ifadeleri beyan etmesi sanki biraz ızdırap veriyor gibi. Her neyse.
Bir diğer mesele de; şu evlenme olayı için sanki geç kaldım veya pek erken davranamayacağım gibi. Hayatım hep yalnızlıkla geçtiğinden olsa gerek tek başıma yaşamayı göze alıyorum fakat insanların çift yaratılmış olmasından kaynaklanan kendini eksik hissetme olayına sahibim. Yani şu yüzden evlenmem gerekiyor ki; fıtrat kanunları bunu gerekli kılıyor. Aksi takdirde hep bir şeyler eksik kalacak. Yani bu eksiklik çeşitli duygularını tatmin etmekten ziyade ferdi hayatında aksaklıklar yaşamak demek. Kişisel hayatta aslında karşı cinse gereksinim duyuyor. Çünkü genetik yapı sadece kendi bünyemizden müteşekkil değil ve illa ki puzzle’ın diğer parçası da olmalı.
Hepsi bu kadar.
Sonuç; hiçbir şey…
2004 11 08