Açıkçası pek bir şey yazmayı düşünmüyorum. İçimden gelen yazma mecburiyeti ve ne olduğunu bilmediğim bir duygu beni buna itti.
Ne yazsam ki?
Dün doğum günümdü. Veya şöyle ifade edelim. Benim dünyaya adım attığım zaman dilimi bundan tam üç yüz altmışın yirmi altı katı kadar güne bir gün daha eklenmesi ile çıkan sayı kadar gün önceydi.
Duygularım mı?
Ne duygusu! İlla bir şey saçmalamam gerekirse şunları söyleyebilirim; mezun olmam gereken yılın dört yıl sonrasındayım, beni az çok tatmin etmesini umduğum bir şey yapmayı hedeflediğim zamanın birkaç yıl sonrası ve bu hedefime ülke çapında dağıtılan bir dergide yazımın çıkması şekliyle hafiften ulaştığım zamanın da birkaç gün sonrası, evlenmeyi planladığım zamanın iki yıl sonrası ve saire ve saire… Bir BMW sahibi olmamın yıllar öncesi, evlenmemin birkaç yıl öncesi, tatmin olacağım bir şey yapmanın on yıl kadar öncesi, ölmemin birkaç on yıl öncesi, mezarda yalnız kalmamın on yıldan biraz daha fazla öncesi, hesaba çekilmemin bilmiyorum ne kadar öncesi, cennette uçacağım zamanların da öncesi…
Keşke akıllı birisi olsam. Mesela anlayanların anlayacağı bir mücadeleyi kazanabilsem, hâlime şükretmeyi öğrenebilsem. Aptal dünyevi hayaller kurmaktan kurtulabilsem, sem, sam..
Ha! Doğum günüm mü? Dün bunu eğer maillerimi kontrol ettiğimde bir alışveriş portalının gönderdiği doğum günü kutlama mailini görmeseydim yine unutacaktım. İnsanın bir makine programının gönderdiği bir mail tarafından bile hatırlanması, kendini değerli ve seviliyor hissetme adına ilginç bir duygu. O siteye kanım kaynadı. Biliyorum amaçları daha fazla kâr falan, ama olsun.
Lanet olsun! Ne doğum günü.
Gittikçe hiçbir halta yaramadan yaşlanıyorum ve ben bunu 365′in tam katı olan günlerde insanların koyduğu bir standarda göre ölçüp anlayabiliyorum. Yirmi beş yıl yaşadım ve şimdi yirmi altıncı yaşam yılımın ikinci günündeyim.
Üff! Günler geçiyor.
Ne can sıkıcı.
Yeter, Cuma namazını kaçıracan şimdi. Hemen abdest al.
Hadi, hadi, hadi!!
Saatler sonra yürürken aklıma gelenler;
Ne kadar aşağılık bir adamım. Alttan alta bir şeyleri isteme, sanki elindekilere rıza göstermediğinden daha fazlasını isteme gibi bir alt duygu var. Belki de her insanda olan aptal bir duygudur. Ama şunları unutmayayım ki; eğer bir BMW ona sahip olduğumda onunla kaza yapıp ona sahip olduğuna pişman edecekse, bir eş canımı bana usandıracaksa (ya da ben onu usandıracaksam); şöhret, para gibi metalar bana “baki” olanı unutturacaksa, şimdiki hâlim çok çok çok daha iyi.
Hâlimin çok iyi olmasının diğer şimdiye dönük parametrelerine gelince; fiziğim ve sağlığım, maddi yeterlilik seviyem, aklım, zekâm, toplumsal konumum ve sahip olduğum hâlde fark edemediğim daha bir sürü varlığım, bana “keşke şunun yerinde olsaydım” dedirtmeyecek seviye de, hatta öyle ki “şunun yerinde olsaydım” diyeceğim insan sayısı o kadar, o kadar az ki; sadece birkaç kişi.
Falan, filan.
2004 07 02