Bugünlerde Kadıköy’de oturan teyzemin bana tanıştırmak istediği kişi (çok etkili olmasa da) gündemimde. Bu aslında çok hayal ettiğim bir şey değil fakat canımın sıkkın olduğu bu zamanlarda yani bir hafta kadar önce ettiğim “Bir an önce istediğim kişiye kavuşma” duamın ertesinde bana gelen tanıştırılma teklifi “BELKİ de” şeklinde düşünmeme ve bir gidip görüşmek istememe neden oldu. Her neyse, hayırlısı.
Gerisi de aynı işte… Umut, umutsuzluk; güç, çaresizlik; ak, kara…
Lanet fani dünyada her geçen ve her geçmeyen ve her gelen dakika can sıkıntısından, fiyaskodan, hiçten başka bir şey değil. Ardında uçsuz ufuklarla karşılaşma ümidiyle tüm gücümü harcayarak açtığım kapılar, karşıma birkaç yeni kapı çıkarıyor. Aynı aptal lâbirentin benzer köşelerinden dönüp, başladığım yere benzer girişlere uzanıyorum.
Ne desem? Veya ne diyebilirim ki?!
Yaşadığım labirenti ve kapıları zorlayıp yeni kapılara açılmayı seviyorum!! [Hayır, tüm bunlardan iğreniyorum, fakat hayat denen saçmalık bu olduğu için,,.. Ne bileyim ne!?]
Şu görüşeceğim kişi de kim ki acaba? Şanssız biri olmalı.
Bir gün sonra 2004 11 18
İşler kötü gitmeye devam ediyor. Yarın bir adet vizem var. Çok basit bir vize. İkinci kez aldığım bir ders. Kesinlikle yapılamayacak bir şey değil.
Ama.
Ama, dönüp bir saniye bile ders çalışmak istemiyorum.
Lanet olsun.
Transkripti gözden geçirdim. Aldığım dersleri CC düşürsem bile, ortalamam yine de berbat.
Ki, CC düşürmem de çok zor!
Öfke, fiyasko, PES, değersizlik hissi.
Dünyada bulunmamın hiçbir anlamı yok. Şu lanet mekanda yaşamam ile yaşamamam arasında hiç fark yok. Sadece taşıdım cesedin ağırlığı ve bu cesedin zorunlu ihtiyaçlarını gidermeye çalışma, (bazı ihtiyaçları hiç giderememe..) hepsi bu!
???DUA???
-Yorum yok-
Sadece koca-karı imanı.
Dualarım kabul olsaydı, bu cümlelerin hiç birisini şimdi yazmayacaktım.
…
Estağfurullah, estağfurullah, estağfurullah…
Kim bilir? Belki de, dualarım kabul olduğu için bu satırları yazıyorumdur. Neyse bu mevzu beni aşar…
Fakat.
Somut göstergeler… Çok reel, çok gerçekçi, çok hissedilebilir…
Umutlar ise, sanki hiç yokmuş gibi, sanki hiç olmayacakmış gibi. Hatta artık ibrenin ucu umudu değil, boşluğu gösteriyor.
Ah boşluk! Ah yokluk! Böylesi varlık, bunları kabullenemiyor.
…
…
…
Teyzemin tanıştıracağı kişi ne kadar…
Ne bileyim? Böylesi psikolojik hasta birisi iken,, boş yere gibi ya!
2004 11 17