12:30
Sabah aniden yatakta uyandım. Saat 05:00′ti.
Boğazımın bir karış aşağısında göğüs kafesimin üzerinde çok şiddetli bir ağrı vardı.
[Gözlerimden yaşlar damla damla tişörtümün ve defterin üzerine düşüyorlar. Burnum tıkandı sayılır]
Dayanılmaz bir acıydı. Yaklaşık üç dört dakika sürdü. Ama dayanmak zorundaydım. Zaten başka ne yapabilirdim ki? Yatakta doğruldum, kollarımı falan açtım. Derin derin nefes aldım. Belki ağrı geçerdi. Ama ağrının umurunda bile değildi. O, bildiğini okuyordu.
Yoksa ölüyor muydum? Belki de. Ah keşke. Galiba o an geldi. Şu zorunlu ikametgahımız olan dünyadan yine kendi isteğimle alakası olmadan diğer aleme gidecektim. Keşke gidebilseydim. (bu ifadeler belki yanlış. Tövbe ediyorum)
Biraz sonra ağrı geçti. Fakat bu kez başka bir acı beni sardı. Düşünce acısı. Bu neydi? Yoksa kalbimde mi bir sorun var? Kim bilir ameliyat olmam gerekecektir. Belki de hayat boyu bunu yaşayacağım. İlaç kullanmak zorunda da kalabilirim. Ölmeyi tercih ederim. Ölmesem de bu acıları çekebilirim fakat hastane giderlerini kim karşılayacak? Yine babam tırnaklarıyla kazandığı paraları ne zaman ödeyeceğini bilemediği borçların altına girerek mi beni tedavi ettirecekti. Üstelik yaşım kaç oldu.
Yine aileme yük olmak.
Keşke ölseydim. En azından benim için masrafa girmelerine gerek kalmazdı.
İnşallah bir sorun yoktur.
Belki de olaya iyi yanından bakmak gerek. Kendime göre bir sürü acı çekiyorum, birden buna ameliyat eklenebilirdi. Ne mutlu bana ki böyle bir durum yok.
Yok ama…
Bir gün olmayacağı ne malum? (inşallah hiç bir zaman olmaz)
Ama bu korku..
Bu korkuyu hep taşıyacak mıyım?
Bu korku hep devam edecekse neyin bir kıymeti var ki?
Olay sadece gücümün yetmediği çarkların arasında robot gibi olayın akışında gitmek (mi)?
Daha çok ağlamalıyım. Daha, daha.. Gözlerimden daha çok yaş gelmeli. Çünkü bu şekilde boşalabilirim de sıkıntım vücudumda hasara neden olmaz.
Ağlamak bile daha fazla masrafa girmemek için.
Ne kadar mutluyum. En azından ağlayabiliyorum. Hem ağlamak, gülmek gibi riyakarca da olmuyor. İçten gele gele..
Bu arada göğüs kafesimin oradaki ağrı da hafifçe kendini belli ediyor.
“Ne yapabilirim ki?” … olsun! Bu “Ne yapabilirim ki?” lafını söylemek istemiyorum ama söylemekten başka çarem yok. Ne yapabilirim ki?
Ağlamam durdu. Galiba içim boşaldı. Rahatladım (!) gibi. Birazdan topluma karışıp yapılan esprilere gülüp ben de gülen yüzümle karışık laflar edeyim….
14:00
Benim yaşadıklarımı yaşayan, hatta daha da beterini yaşayan o kadar çok kişi vardır ki..
Bu kadar insan böylesi berbat psikolojiler içinde yaşıyor. İstatistik yapılsa hangi sosyal çevrede yaşıyor olsa da bulunduğu durumdan daha iyisine ulaşmak istemekten kaynaklanan bu insanlar ….
ın canı ….
üfff
sorun aslında ne biliyor musun. Bugün 17:00 gibi dersaneye gitmem lazım. Bu yüzden sakal traşı olmam gerekiyor.
[gerisini tahmin et]
Traş bıçağım kalmadı. Defalarca kullandığım traş bıçağının verdiği acıyı da çekmek istemiyorum.
[ve devamında]
Yeni traş bıçağı alacak paramın olmaması zihnimi allak bullak ediyor. Ve sorun küçük bir traş meselesi olmaktan çıkıp kahrolası … dünyada çektiğim bu çaresizlikten dolayı kurtulma isteğiyle sonuçlanıyor.
14:55
Bu daha ne kadar sürecek? “Ümidim” sürene dek mi?
Keşke günün birinde “ümidim” sona erse yaşadığım hayatı kabüllenebilsem.
“ümit insanı yaşatır” derler tam tersi “ümit” birinin hayatını kaydırıyor.
(Panik Atak)
2004 04 20