Günlerden bir gün. 60 yıllık (optimal, ve de beklentim) hayatımda geçen bir gün, geçen yirmi beş yıl.
Ve son yedi yıl (üniversite yılları), son on sekiz yıl (tüm eğitim), son yirmi beş yıl (hayatım).
Hayat işte!
Ah son yedi yıl. Bu son yedi yılda günler o kadar da çok birbirine benziyorki. Her gün aynı. Hep aynı şeyler…
Ve daha da kötüsü. Bu son yedi yıla bir iki yıl daha eklenecek.
Yani sıradan günlerime bir beş yüz gün daha eklenecek.
Ve ondan da kötüsü. Biten sıradan günlerin ardından gelecek yeni günlerin bu berbat günleri aratmayacak biçimde olmayacağından emin değilim.
Umutlarım, umudum.
Hep bitmesini umduğum günlerin ardından geleceğini umduğum renkli günler…
Ah o günler.
O günleri beklemenin saçma olduğunu düşünmeye başladım. Yürüdüğüm yolların yanlış taraf olduğunu hissediyorum.
Çabalarım…
Bugün bir dersin notunu öğrendim; on bir. Elli üzerinden “on bir”. Bu notun kırkın üzerinden olması için o kadar çok çaba sarfettim ki. Ama neye yaradı? Hiç bir şeye. Hiç çaba sarfetmeden giren arkadaşım aynı sınavda on iki aldı.
Bu çok mu önemli? Belki “evet”, belki “hayır”.
Ama okulu bitirebilmem için yüksek notlara ihtiyacım var.
Neyse. Bunu boş verelim gitsin.
Bunu kabul edeyim olsun bitsin. Nasıl olsa okulu yedi+bir yılda bitireceğim. (belki de daha fazla)
“Ah kaybolan yıllarım”
Son cümle. Bunu benden başka kim bilir kaç kişi daha kullanıyordur?
Fakat biliyorum ki bu cümleyi ve bu sızlanmaları yapanların hepsi de dünyada yalnızca kendisinin böyle olduğunu düşünüyor-dur-.
Kendinde cevherler olan, olduğunu hisseden ya da olduğunu zanneden bir sürü genç. Hepsi bu saçma anaforun içinde çırpınıyorlar.
Ben de yalnızca bunlardan birisiyim.
Eminim ki çoğundan da şanslı olan biriyim.
Hep yarışı iyi bir dereceyle bitireceklerini düşünür, kendilerini bir şey değil çok şey görürler. İkinciliğe tahammülleri yoktur. Hayaller aleminde yaşarlar. Başarılı olabilen bir çok kişiden daha iyi olduklarını düşünürler. İçten içe başarılı insanları kıskanırlar. Narsisttirler.
Ama bir gün gelir…
O gün aniden arabanın benzini biter. Duvara toslarlar. Başları döner yoldan çıkarlar. Ters yönde ilerlediklerini fark ederler. Rüyadan uyanırlar, gözleri açılır.
Ve birden fiyaskonun farkına varırlar. Sonra bunların bir kısmı fiyasko yaşadığını da kabul etmez, yola devam eder fakat yerinde sayar. Bir kısmı fiyaskoyu kabul eder, patlar. Bir kısmi fiyaskoyu kabul etmez, çatlar. Bir kısmı fiyaskoyu görmezlikten gelir. Kötü olanlar ise fiyaskonun farkına bile varmazlar.
Sonra..
Orta sıralarda olması gereken bu kişiler son sıralara düşerler (kendilerinin beğenmedikleri orta sıralar -kafam karıştı-…)
…….
…….
…….
Nasıl olur? Aileme borcum var. Keşke onlar için bir şeyler yapabilseydim. Ah!!!
Elimden hiç bir şey gelmiyor. Kendimi boşverdim. Ah! Keşke onlar için bir şeyler yapabilseydim.
Aynı konuya defalarca girmek istemiyorum ama okulumun her uzaması onlara karşı ezilme hissimi artırıyor.
Ne yapabilirim ki? Sadece dua edebilirim. Ama duam niye kabul olsun ki. Bu tür duaları bir sürü kişi yapıyor. Eğer bu dualar kabul olsaydı toplumda hiç can sıkıcı bir şey olmazdı ki… gibi bir düşünce.
Mesele şu. İstemekle olmuyor. Eğer istemekle olsaydı herkes her istediğine kavuşurdu.
Uğraşmakla da olmuyor. Uğraşmakla olsaydı bir çok kişi amacına ulaşırdı.
Peki nasıl olacak? Hiç bir şey yapmayacak mıyız? Kısmen evet, kısmen hayır. En mantıklısı, olanı kabullenmek. Bir araban olamayabilir ama dinlediğim müziklerden aldığım zevkin elimden gitmiş olması ya da buna hiç sahip olamamak bir BMW’ye değer mi?
İyi… Biliyorum.
Ah be! İnsan olmak ne kadar zor bir iş. Biliyorum ama yine de istiyorum.
Tıpkı o F’yi istediğim gibi.
Lanet olsun. Bu F’ye niçin rastkadım ki. Tamam, acizim, çaresizim, elimden bir şey gelmiyor… Tamam, tamam, tamam.
Lanet olsun.
Bu kıza niye aşık oldum. Bu aptal hissi niye yaşıyorum? Bu salak hissi niye yaşıyorum? Niye aklıma geliyor? Niye onu görünce kendimi kaybediyorum? Niye, niye, niye?
İstemiyorum ama oluyor.
Bir bu eksikti. Nereden çıktı bu?
Bunları yaşamak istemiyorum. Bu kızdan nefret ediyorum, onu çok istiyorum. Onunla hiç konuşamıyorum. Onun yanında eziliyorum. Onun yüzünden kendimi güçsüz hissediyorum. Güçsüzlüğü kabüllenemiyorum. Aynı anda birbirine ters bir kaç şıkka uyum sağlayamıyorum. Mümkün olmayanın üstesinden gelemiyorum.
Bu kızdan nefret ediyorum. Onun yüzünden kendim, ayaklarımın altına geçti. Lanet olsun. Pislik!
F olmanda ızdırap, olmaman da. Peki çözüm ne?
Çözümle ilgili aklıma bir kaç şey geliyor. Ama bunların hiç birisinin tam anlamıyla çözüm olamayacağını (çünkü her defasında kazanma çabalarım saçmalıklarla sonuçlanıyor. Çok çalışıp düşük not almak gibi) biliyorum. Çünkü bazı şeyler istediğin kadar uğraş çözüm yolunda hiç bir anlam ifade etmiyor. Bazen de düğümler kendiliğinden çözülüveriyor.
______________________________
Şimdi buna mail atsam ne olur?
Garip olur. Kendisinden bizzat e-posta adresini almadan öyle “dan” diye mail atmam hem beni alçaltır hem de pek uygun düşmez. Kendisinden e-posta adresini öğrenemem (suratına bile bakamıyorum).
Şöyle bir mail atsam ne olur ki?;
“..Size e-posta adresinizi bizzat kendinizden öğrenmiş olarak mail atmak isterdim. Fakat sizinle konuşabilme cesaretini kendimde bulamadığımdan dolayı böyle pek de uygun bulmadığım bir şekilde mail attığım için beni mazur görmenizi rica ediyorum.
Niçin böyle bir mail attığıma gelince..
Buna geçmeden önce şunu belirtmek istiyorum. İnsanlar bazen bazı şeylerin gerçekleşmesi karşısında bir şey yapamıyor, olacak bir vaka da ne kadar isteseler de müdahele edeemiyorlar. Mesela odaya bir parfüm sıkılırsa oradaki bir kişi istese de istemese de o kokuyu duyar. Veya bir sağırın yanında müziğin sesini sonuna kadar açsan da o kişi herhangi bir ses duyamaz. Veya bir taşı bırakırsan yere düşer gibi… Yani bazı oluşlar istem dışı olarak gelişir ve bunun aksinin olması beklenemez.
Şimdi sizin empatik olduğunuzu düşünerek (ve buna inanarak) söylediğim şey karşısında mantıklı ve anlayışlı davranacağınızı umarak bahsetmek istediğim meseleye gelmek istiyorum.
Sizin bulunduğunuz ortamda ben istem dışı olarak (yani güzel bir çiçek güzeldir, tatlı bir meyve tatlıdır. Bu, duygularımızın bize sunduğu bir gerçektir. Bir şeyden hoşlanmak veya nefret etmek isteyerek olmuyor) sizden hoşlandım. Bunun mantıksız olduğunu bilmem duygularımı engelleyebilmem için yeterli olmadı.
Böyle bir maili de mantığımın duygularımın önüne geçmesini sağlamak için size gönderdim.
Bu maildeki amacım “platonik aşk” denen aptallara özgü olduğunu düşündüğüm insanın içini kemiren saçmalığın “platonik” tanımından arındırılmasını temin etmek ve bunu sizin bilmenizi sağlayarak bu istem dışı duygudan kurtulmak istedim.
Umarım ne demek istediğim tam olarak anlaşılmıştır. Sizden beklentim olgun bir davranış sergilemeniz ve anlayışlı bir şekilde gülümseyip (bunu yapma ihtimaliniz %99) bu maili hiç okumamış gibi yolunuza devam etmeniz ve bu maili okuduğunuzu boş (ya da öylesine) bir mail göndererek belli etmenizdir.
[mailin doğru kişiye gitmiş olması ve doğru biri tarafından gönderildiğini belirtmek için bir kaç kelime; laboratuar, kabalık, hayır cevabı]
Not: Lütfen bunu sizi rahatsız etmek amaçlı ve de seviyesizce davranış olarak algılamayınız. Size bir ikinci mail daha gönderip (yazdım bile) son kez rahatsız edeceğim.
Hepsi bu.
____________________________
MAIL 2
Bana yazma ihtimaliniz olan cavap mail şıkları
1- Mailin hedefine hiç ulaşmaması.
2- Mailin yanlış kişiye gitmesi,
3- Mailin doğru kişiye gidip, yanlış kişi tarafından okunması. Bir sevgiliniz var(dır) zannedersem. Ve bu kişi samimiyet gereği şifrenizi de biliyor olabilir. Eğer öyle birisi okuduysa mailleri herhalde ters bir düşünce içinde olmadığımı anlamış ve mantıklı davranmıştır.
4- Tepki olarak nötr bir yanıt vermiş olabilirsiniz. Yani “fikrinize ve duygularınıza saygılıyım”gibi böyle bir cevap istenen sonucu sağlar. Kibarca “teşekkür ederim. Sizi anlıyorum” cevabı ne hoş olur. Bu tür bir cevap hedefime ulaştım demek olur.
5- Bana karşı sert bir cevap verip küfretmiş olup hakaretler yağdırmış olabilirsiniz. Böyle bir cevap mantıksal olarak istediğim ama gururuma dokunacağı için istemeyeceğim bir cevap. Böyle bir cevap olmasa daha iyi olur.
6- “Ahh! Ne kadar romantik, ne kadar hoş mail” gibi olumlu yaklaşım gösteren bir yanıt benim için sadistçe seni reddetme ve duygularıma hakim olma hazzı, senin için olumsuzluk ve rol değişmesi demek olur.
7- Aklıma gelmeyen muallak bir cevap olur ki bu olmaz herhalde.
8- Aklımın ucundan bile geçmeyen bir cevap. Ne olabilir ki?
Kısaca: Sizin karşınızda kendimi başı dönüyor gibi hissediyorum. Bu iki mailin ardından baş döndüren bu durumdan kurtulmuş olacağım.
Galata Kulesi’nin çevresinde bulunan bir kişinin kuleyi görmemesi için ancak kuleye çıkmış olması gerektiği gibi benim de bu duygusal pozisyondan kurtulmam için sizinle bağlantı kurmam zorunluydu.
Beklentim maillerin işe yaramış olması. İnşallah reçete doğru olmuştur. (çünkü böyle bir cevap görünüşü gül gibi güzel ama aslında cadı ruhlu hiç bir kıymet ifade etmeyen hasta ruhlu, diken gibi bir kişilikle karşılaşmış olmam demek.(en azından benim için))
Bu tür yazılar yazmanın bunalım yaşayan insanları rahatlattığına dair geçenlerde bir şeyler duymuştum veya televizyonda mı izledim ne. Gerçekten de böyle yazı yazmak insanı rahatlatıyor. Sanki üzerimden bir miktar yükü atmış gibi oldum. O duyduğum bilgiye ben de şunu eklemek istiyorum; çaresizlik karşısında ağlama modunu yaşayan birisi olmanın bir nimet olduğunu düşünüyorum. Duygusal, hassas ruhlu olmanın faydaları ve zararlarına “ağlamak” istidadının eklenmiş olması bir çok hastalığın engellenmesini sağlyan bir faktör olsa gerek.
Diğer eklemek istediğim mesele ise yine bir çok yerde insanların “depresyon” geçirdikleri gerçeği. Hatta bu, bebeklikte olabildiği gibi ömür boyu da olabiliyormuş.
Bunu söylemek istemiyorum ama ben de galiba depresyon geçiren aptallardan (ya da zayıf) birisiyim. Ayrıca bu “depresyon” kelimesine gıcık oluyorum.
Yaşamış olduğum bir çok bunalımın böylesine basitleştirilerek “depresyon” adı ile hastalık ismi gibi küçültülmesi de can sıkıcı bir gerçek. Bir çok ağlama hâlimin “depresyon” kelimesi ile özetlenmesi karşısında insanın depresyon geçiresi geliyor.
“Puühhh!”
Bu ses kağıda düşen saçımın yazı yazdığım yerden uzaklaştırıldığı sırada çıktı.
2004 04 05