Yarım saat kadar önce teyzemle telefon görüşmesi yaptım. Görüşmenin amacı, benim teyzemin benimle görüştürmek istediği kişiyi görmek istemekten vazgeçmiş olmamdı. Evet, vazgeçtim. Bu kişi, aradığım kişi olmaya en yakın (belki de o) kişi idi. En azından hakkında dinlediklerime göre. Belki görüşmeyi kabul etmiş olsaydım, bir daha hiç unutamayacağım bir kişi ile tanışmış olacaktım.
Belki, belki, belki…
Belki en azından bir adım ilerlemiş olacaktım. Belki de (büyük ihtimalle) hayalini kurduğum kişi ile karşılaşacaktım.
Bir şey kesin ki; ilk kez bu kadar yaklaşmıştım…
Fakat teyzemi aradım ve bu işi daha başlamasına fırsat vermeden bitirmiş (gibi) oldum. [öyle ki yazmak mazmak istemiyorum. Canım sıkkın. Zaten yazmaktan da (bu sıkıcı saçma işten de) bıktım].
Nasıl daha ileri gidebilirdim ki?
Bana böyle şeyler yasak. Lanet okul bir türlü bitmek bilmiyor, aptal maddi sorunlarım tam olgunlaşmıyor.
Ah hayallerim!! Hayallerim bana sadece gerçekleşememelerinden geriye kalan hüznü, acıyı, yalnız kalmışlığı, çaresizliği, fiyaskoyu bırakıyor.
Ah hayallerim!! Her defasında altlarında kalıp eziliyorum.
Asıl acıyı ise artık hayallerimi kurmayı bıraktığım zamanlarda yaşıyorum. Hayallerim, ulaşamama ihtimalleri olsa da kurulmaya değiyor fakat günün birinde bunu bile düşünemez olmak düşünülemiyor.
Falan, filan.
Her şey boş.
“Boş ver her şeyi.”
Bunu da nedense bir türlü söyleyemiyorum. Fakat bir gün her şeyi boş vereceğim. Bari o gün hemen gelse.
…
…
Şimdi ne olacak?
2004 11 26