Aptal duygularımın esiri olup duruyorum. bu aptal duygular kah saçma sapan tefeülleri gerçekleşmesi kat’i şeyler yerine koymak şeklinde, kah ne olduğunu ya da nasıl bir statüde olduğunu unutup tutarsız işlere girişme biçiminde, kah birden parlayıp kabul etme veya reddetme şeklinde, kah bunlara benzer tüm durumlarda realiteleri gözden kaçırıp olayları ben merkezci dünyamın istediği seyre göre yorumlamamdan kaynaklanan kırılmalar…
Bugün çok hayalini kurup adeta putlaştırdığım bir amacım olan senaristlik olayına en çok yaklaştığım yerde geri adım attım. …tv’deki adama daha fazla asistanımsı rolde ilerlemek istemediğimi birazda öğretmenlik yapmamın vaktimi bu tür şeylerden uzaklaştırmasına binaen bitirdim. İşin daha da kötüsü ben adam tarafından (birisi tarafından beğenilmenin kötü bir anket olduğunu zaten bilmeme rağmen) kolayca vazgeçildim yani adam hiç “Bırakma, devam et” demedi. demezse demesin. Ben kapının eşiğine kadar geldim de kapıcı beni içeri davet etmedi. Ne yapayım.
Ne yapayım?
Senaristlik olayından vaz mı geçeyim? Hem de bu kadar yaklaşmış, “Yaptıkça zevk alacağımı, zevk aldıkça yapacağımı” düşündüğüm işi boş mu vereyim, yoksa hep ters yönde akan suya biraz daha direnip pes etmeyeyim mi?
Hiç bilemeyeceğim. Zaten olan her şeyi Allah tarfından olduğunu bildiğim gibi, kainattaki bazı kurallara riayet ettikten sonra hedefe ulaşıldığını da müdrikim. Fakat. Fakat mücadele gerekliliği hiç sona ermek bilmiyor, her uğraşım biraz daha çaba sarf etmem gerektiği noktasına gelip kilitleniyor. Hiç destek görmüyorum, hiç rüzgar arkamdan esmiyor, şartlar bir türlü lehime ilerlemiyor.
Ne yapabilirim ki?
Hedefim kendimin isteklerime kavuşup evlenmekten ziyade annem ve babama (özellikle babama) daha rahat bir ortam hazırlama ihtiyacı. Ben onların önemli ve çok masraf yapılan bir yatırımlarıydım fakat sonuçta içimdeki tüm minnet ve borçluluk duygusuna rağmen elimden fazla bir şey gelmiyor.
Çok istememe rağmen, istediğim biçimde gerçekleşmesi mümkün gözükmediği için evlenmeksizin ve kendime ancak yetecek şekilde yaşamaya devam etmekten başka çarem kalmadı.
“Veren el” olma arzuma ve pembe panjurlu evimin önündeki güzel arabamın yanında gülümseyen hanımımın kucağındaki tatlı çocuğa ulaşma aptal hayalim, sınırlı gelir etmek zorunda olduğum şimdiki hayatımın devamıyla neticelendi.
Fazla laf bana hiç bir şey kazandırmayacak nasıl olsa.
Hayatım genlerimde kodlanmış standartlarda buruk bir şekilde sürüp gidecek ve her zaman üzülmem için bir sebep olacak. Geçen yirmi altı yıl bunu gösteriyor. Bari aptal duygularımı daha fazla ka’le almayayayım da daha az üzüleyim. En azından iç dünyamın uzanabildiğim kısmını dış dünyamı da olumlu yönde etkileyecek şekilde yönlendirmeye çalışayım.
Ve hikayeyi arada bir olması muhtemel “beyaz” olaylar dışında burada ‘gerçekten’ sona erdireyim. Zira hikâye hep aynı şekilde sürüp gidiyor.
2005 06 25