Ne konuşmam gerektiği, ne anlatmam gerektiğinin tam farkında olduğum söylenemez. Ortada nasıl bir derdim olduğunu hatta daha da ötesi derdimin olup olmadığını, hislerime dert denip denemeyeceğini bile anlayamıyor, bilemiyor, nasıl bilebileceğimi de düşünemiyorum. Ne de olsa ben de bir insanım. Ne de olsa benim de aklım bir yere kadar ve ben de bir sürü duygu yumağıyla sarmalanmış, irade nefis gibi faktörlerle boğuşuyorum.
Allah (cc)’ım ben ya da biz, sadece birer böceğiz. Akılları olan fakat bunu kullanmakta zorlanan, bir borunun içinde ışığı fark ettiği hâlde boru etrafında daire çizmeyi sürdürüp, ışıktan çekinen birer böceğiz.
Lağım tarafındaki kokular, parlayan kanalizasyon suları ilgimizi çekiyor fakat aksi yönde tırtıklı ışık yolunda ilerlemek ve borunun sonundaki ışığın geldiği yöndeki pak güzelliği uzak zannetmemiz… evet evet tam bir böceklik. Sadece böyle ötmeyi bilip, süslü laflarla kendini avutur, yine de kanalizasyonun pis ortamı ilgisini çeker. Pislik!!
Her türlü görsel günahlar nefsimi esir almaya çalışıyor, nerdeyse bütün televizyon kanalları pislik akıyor. Borunun eğiminin pislik lehine olması işimi zorlaştırıyor fakat bir gün boru güzellik yönüne dönecek o zaman zaten bütün böcekler ışığa düşecek. Önemli olan eğimin aksine şimdi ilerleyebilmek. Bu da o kadar kolay ve o kadar zor ki!?
Gönül isterdi ki delikanlı gibi bir şakirt olabileyim. Gönül isterdi ki ben de günün birinde yurdumdan yuvamdan ayrılıp sırf O’nun (cc) için cihat edeyim ve yalnızca hizbullah olayım. Gönül isterdi ki hiç yâr istemeyeyim yâran peşinde koşmayayım da borudaki ışığa açılan delikten kaçıp bu lağım ortamından direkt çıkayım. Fakat bir türlü olamadı, olmadı. Kurduğum birçok hayal gibi içten içe kavrulduğum bu isteğim de gerçekleşemedi. Ne okulumun beni zincirlemesinden kurtula bildim, ne de içimdeki zincirleri eritebildim. Bütün kaçışlarım böceğin sırt üstü yere serilmesi gibi sonuçlandı.
Demek ki hayırlısı buymuş, demek ki hak ettiğim burasıymış. Buraya kadarmış. Hep yurt dışına çıkma ihtimalini düşünüp bir güzelden vazgeçtim fakat şimdi anladım ki buraya kadarmış, gizli çıkış deliğini bir türlü bulamadım. Burada böyle de kalamam. Dışarı çıkıp güneşi hissedecekken şimdi batmamaya çalışıyorum. Bata çıka yerimde kalabilmeye çabalıyorum.
Madem borunun dışına çıkamadım ve ümidim uzayan okul yüzünden gittikçe tükendi. Artık B planına, güvenlik moduna geçeyim. Ve daha fazla beklemeden gidip AN ile görüşeyim. Birisi olmazsa hepsi aklıma geliyor…
Belki de gerçekten hayırlısı budur. “Kim bilebilir ki? Aslında yaşanan her an, o anın mücadelesi kazanıldığı zaman hayırlı olmaz mı ki? Ve çizilen rota, yazılan senaryo olumlu yönde değerlendirilirse anlamlı olmaz mı ki? Böyleyse böyle. Bunu daha fazla günah atmosferine bulaşmamak için yapmalıyım.”
Yoksa? Yoksa bu düşüncelerim olmaması gerekene kılıf uydurma, istediğim şeyi mantıklı hâle getirme çabası mı? Kim bilir? Bir böcek zaten bilemez. Ama bir gerçek var ki; Allah (cc) kalpleri en iyi bilen ve O (cc)’nun nasıl bildiği ancak anlam ifade eder. Ve bir de “Mümin’in niyeti amelinden üstündür” [Love Story çalıyordu. Şimdi Tarık suresi başladı.] [Hemen Tarık Suresi'nin anlamına baktım. Aklımda kalan kısmı "3. (O, karanlığı) delen yıldızdır." ayeti oldu. Ay, nur falan]
Uufff!!
Bunu yapmak zorunda mıyım? Tam emin değilim. Fakat kadınlara dair aklıma gelip duran “gereksiz ve satılan mal konumuna düşen yapıları ve günaha sokucu mahlûk olmaları.” fikri onlara “muhtaç” kalmamız nedeniyle biraz hümanize oluyor sayılır. (gerçi bu konuya hiç girmeyeyim). Yani buna bir yerde mecburum. Dayanılmaz bir çekim güçleri var. Bunu meşru yollarla gidermeli ve aklımda bir “benim güzelim” fikri bulundurarak diğer hepsinin şerrinden beri olmalıyım. Ne anlatmak istediğim açık herhalde…
(Gerekli mercilerden müsaade aldıktan sonra) Kısa bir süre sonra teyzemin bahsettiği kişiyi görmeye karar verdim. Allah (cc) hayırlı etsin.
2005 04 01