Eklemem gereken bir şeyler olup olmadığından tam olarak emin değilim fakat bir gerçeğin idrakindeyim; “Allah’ım sana çok şükrediyorum”
Şükretmeyle ilgili çok şey söylenebilir, sayfalarca fikir beyan edilebilir. Şimdilik buna girişmeyeyim de biraz hâlimden bahsedeyim.
Öncelikli olarak söylemek gerekirse. Durumum şu an iyi. En azından canım bir bisküvi çektiğinde alabiliyorum. Otobüs ücreti konusunda çaresizlik yaşamıyorum. En güzeli; artık ne zaman ödeyebileceğimi bilemediğim ucu görünmeyen borçlar almak zorunda değilim. Borç yapmam durdu. Şimdilik borç ödeme pozisyonunda değilim ama en azından pozitif olmasam da negatif de değilim. Ve saire, ve saire..
Bir ara kendi kendime, “acaba bana seçme hakkı verselerdi hangisini seçerdim; kadın mı, yoksa müzik mi? Birisi varken diğeri olmayacak.” Şeklinde düşünmüştüm. Bu günlerde bundan birisine bahsettim ve seçimimin “müzik” olacağını söyledim. Adam bayağı şaşırdı. Ben de içten içe şaşırıyor ve kendime inanmıyordum. Yani sanki saçmalıyormuş gibime fakat hem de bunun doğru da olduğuna, böyle garip bir hâlete bürünüyorum. Cidden hangisini seçerdim?
Yine cevabım aynı; müzik. Mükemmel, harika, cennet-âsâ.
Peki ya diğer seçenek? O?? Bilemiyorum? Nasıl bir şey olduğu hakkında bilgim yok. Haram! Helali de kısa vadede imkansız. Elime geçtiğinde de.. Neyse. (Bu iç konuşmalar psikolojik sapmaların habercisi olabilir. De. Zaten sapmalar olduğunu baştan beri biliyor(d)um). Henüz bitiremediğim üniversite bölümünü ikinci hazırlık yılı ardından kazandığımdakine benzer bir duygu. Artık gerek kalmamıştı. Eh olsundu artık.. (mukayyet olmak akla)
Müzik; uyuşturucu (caiz olsa kullanmazdım değil. Sarhoş olma saçmalığının nasıl bir duygu olduğunu da anlayabiliyorum), unutturucu, dengeleyici (hormonlar ve ayrıntılı olarak bilemediğim nörolojik sistem, salgı guddeleri..), nimet.
Karşı cins (cins-i latif); imtihan, ihtiyaç, yakında iken tehlike, uzakta iken gereksiz, kapsama alanında iken vakum, (en azından şimdiki hislerim), buzdan zemin, uyuşturtucu…
Fazla lafa gerek yok.
İnsanın fazla sıkıntısı olmayınca yazacak fazla bir şeyi de olmuyor. “Sixth Sense” filmindeki gibi; doktora ihtiyacım kalmadığında artık onu göremez olacağım.
Borçları öde ve gerisini boş ver.
- - Sorun mu bilmiyorum fakat hep yalnız kalmak istiyorum.
- - Sorun değil. Bunu da boş ver. Başka sorusu olan?
- - Aşka yüklediğin harikuladelik yok mu artık?
- - Olmayan şeye niçin anlam yükleyeyim ki. Olduğu zaman da ona göre bir şeyler.
- - Niye kendi kendine konuşuyorsun?
- - Ne bileyim. Gerçekten bilmiyorum. Eeeh be! Kendi kendime niçin konuşmayayım ki? Hem delirmek niçin kötü olsun ki? Hem “kötü”yü kötü olarak, “iyi”yi de iyi olarak tanımlayan biz insanlar değil miyiz. Ben kendime özel tanımlama niçin yapmayayım ki! Hem herkesin düşündüğü şekilde “normal” düşünmek zorunda değilim.
- - Deli misin?
- - “Deli”yi nasıl tanımladığına bağlı.
- - Pıt. (Kapanma sesi)
- - …
- 2005 02 01