Bugün aslında çok da değişik bir psikolojim yok fakat yine de bir şeyler yazmak istedim. Neden bir şeyler yapılmak istenir ki? Bir şeyi yapmaya nasıl karar veririz? Mesela, bir kaç saniye sonra parmağımla masaya dokunsam mı, dokunmasam mı? Gıcıklığına dokunmak istemiyorum fakat, dokunabildindiğini göstermek için parmağımla masaya dokundum. Bu dokunma olayı nasıl oluyor da oluyor? Ve dahası… Her şey nasıl oluyor. Dünya nasıl bir şey. Var olmak, yokluk, birlikte yaşanan bir sürü canlı. Her insan kendine göre apayrı dünya. Bu ne böyle? Her şeyi kapsamak mümkün değil.
Kendime atmosferden baktığım oluyor. Dünyaya bir kaz gezegenlik mesafeden ve dünyanın çok az algılanabildiği başka bir uzaklıktan. Oradan bakıldığında uzaktaki gezegen olan dünyada yaşayan canlılar, insanlar, hayvanlar ve saireler var. Tüm oradaki insanlar ne kadar da küçük ve gereksiz şeylerle meşguller. O, “hiç” değerindeki insanlar, biliyorum ki yaşadıkları o küçücük küre parçasında birbirlerini öldürmeye varacak kadar bağlandıkları işleri için uğraşıyorlar. O insanlar, kendilerini varlık aleminin her şeyi zannediyorlar. O insanlar çok küçük şeylerin peşinde koşturarak koştukları şeyleri putlaştırıyorlar ve putlarıyla geçirecekleri vaktin hiç bitmeyeceğini zannediyorlar, zannedip de sanki sonsuza dek dünyada devam edebileceklerini düşünüyorlar.
Hülasa; böyle bir dünyada, öyle böyle amaçlar uğruna can sıkan insanlar var. Ve esasında ne canını sıkanların, ne can sıkılan nesnelerin, ne de canı sıkılanlarla, can sıkan eşyaların bulunduğu boyuttaki âlemin hiç bir anlamı yok. Olay insanların değersiz şeylere değer vermelerini sağlayan programla programlanmış olmalarından başka bir şey değil. Belki de bu programın ismi ‘nefis’ de olabilir.
Ya da bunları boşvereyim de kendi küçük dünyasının acıları ile kıvranan kendime hücrelerimden dışa doğru bakayım.
Bir hücre, bana ait bir hücre. Bana ait ama o hücrelerin hiçbirinin farkında bile değilim. Bir kere ‘farkına varması’ beklenen ben kimim? Bir insan. Hücredeki bir atom parçası. Belki de hücredeki koloidal sıvı da gezegenler arasındaki sıvı gibidir. Belki de iki atom arası mesafenin o atomların büyüklüğüne göre çok fazla uzakta bulunuyor olması gibi, bizim içimizde de bir sürü gezegen vardır. Beldki de dünya bizim algı dünyamızın çok uzağındaki başka bir canlının sadece bir hücresidir. Belki de tüm her şey iç içedir. Yani sonsuza dek süren büyüme; insan, dünya, samanyolu… veya sonusza dek küçülme; insan, hücre, çekirdek, atom…
Bunu da boş vereyim.
Çok anlamlı, çok büyük, çok muhteşem bir ben ve çok sıradan, çok küçük, çok ihmal edilebilir ben.
Neyin peşindeyim. Canımı sıkan da ne? Niçin zatımı bu kadar mükedder hâle hiç bir kameti kıymeti olmayan şeylerden dolayı sokuyorum. Niçin bu geçici dünyada belki de çoğu geçmiş ömrümün kalan az kısmı için bu kadar çok endişe duyuyorum. Niçin bazen bu tür şeyler aklıma geliyor da sonra bunları yine unutuveriyorum? Niçin bende uzaydaki herhangi bir gezegen olan dünyadaki milyarlarca her hangi insandan birisi gibi düşünüyorum. Niçin akıllı olmakta zorlanıyorum.,
2005 09 01