Geçenlerde öğretmenler odasında masanın bir kenarında öylesine otururken dişimin acısını düşünüp, bu konuda bir şey yapamıyor olmama hayıflanmış, bir fırsatını bulduğumda şu diş işini halletmem gerektiğini düşünüyordum. Dişim (sağ üst beş numara. Kanal tedavi) oldukça ağrıyor fakat hayatımın akışının beni kilitlemesi dolayısıyla bunu hep ertelemek zorunda kalıyordum. Aklıma, diş hekimliği fakültesinde randevu alıp bir stajyer hekim bulmam gerektiği falan geliyordu.
Tam böylesi düşünceler içindeyken birisi sırtıma dokundu. Bu kişi diş hekimliği fakültesindeki tanıdığım arkadaşımdı. Onunla bir müddet muhabbet ettik. Ona dişimin ağrısından bahsettim. O, bana hemen fakülteden gerekli girişimlerde bulunacağını söyleyip o da bir arkadaşını aradı. Beni arkadaşına hasta olarak ayarladı ve iki gün sonrasına randevumu ayarladı.
Böyle kendi hâlimde öylece otururken ve diş acısıyla kıvranıyorken birden yanı başımda diş hekimi arkadaşımı görünce aklıma o günden birkaç gün önce gelen bir olay geldi. Ve ona olaydan bahsettim.
“Olay: yine aynı masada yine tek başıma yine öylece bekliyordum. Birden elinde bir miktar yaş pastayla birisi geldi. Biraz sonra birkaç kişi daha geldi. O yaş pastayı yedik. Yani hiçbir müdahalem olmadan aniden önüme çok sayılabilecek miktarda yaş pasta gelmişti ve ben de ondan istediğim kadar yedikten sonra mezkûr tatlının artıkları ortadan kaldırılmıştı. Özetle, durduk yerde önüme tatlı geldi, onu yedim ve o tatlının artıklarını birileri kaldırdı.”
Olayı anlattıktan sonra o anda da diş ağrıma karşı doktorun ayağıma geldiğini o diş hekimi arkadaşa anlattım.
Hülasatü-l hülasa: peşinden koşma, gelecekse o seni bulur.
Hıh hıh hı…
Ne diyeyim böyle oluyor işte.
Korkarım istediğim şeyler ayağıma geldiğinde onları reddedeceğim. Her zamanki gibi sahip olma zevkini yaşayıp, hâkimiyet duygumu tatmin edip çöpe göndermek.
2005 04 06